eleştirel pedagoji

Journal of Critical Pedagogy
  • https://www.facebook.com/elestirelpedagojidergisi
  • https://www.twitter.com/elestirelpedagoji
Ünal Özmen
ozmenu@gmail.com
“Taksim’i ezelim” diyenlerle konuştum
13/06/2013

“Taksim’i ezelim” diyenlerle konuştum

Tayyip Erdoğan’ın 9 Haziran Ankara mitinglerini “Yol ver gidelim, Taksim’i ezelim” sloganını atanların arasında izledim. Gönlünü Kızılay’da bırakıp, kendini Erdoğan’ın zor zaptettiğini söylediği grubun içine atmak riskli sanılsa da, değildi. Hatta Kızılay’da müdahalesinden kaçtığım polisin, otomobilimi neredeyse başbakanın konuştuğu otobüsün burnuna park etmemi görmezden gelmesi, güvensizliğin ötesinde kendimi ilk kez bu ülkenin vatandaşı olarak hissetmeme bile yol açtı.

Taksime gitmenize gerek yok

Başbakanın dediği gibi nüfusun yüzde ellisi, diğer yüzde ellisine onun bir sözü ile haddini bildirecek bir ruh halindeyse kendi payıma önlem almalıydım. Fakat önce, Erdoğan’ın efelenmesini neye dayandırdığını anlamalıydım. “Yol ver gidelim, Taksim’i ezelim” diye slogan atanların gözü gerçekten bu denli kararmış mıydı? Aralarına girdim ve onlar komutanından emir isterken ben onlara bakarak ciddiyetlerini ölçmeye çalıştım. Doğrusunu söylemek gerekirse, kalabalık sayılmayacak topluluğun içindeki az sayıdaki genç insanın hiç de saldırgan karakterli olmadığını hemen fark ettim. Acaba içlerinde benim fark etmediğim bir canavar barınıyor olamaz mıydı? Bunu da daha yakından tanıyarak öğrenebilirdim ancak.

Erdoğan’ın konuşmasını bitirip sonraki miting alanına yol almasıyla otobüsünün peşine takılmaya hazırlanan bir grup gence kendilerini arabamla götürebileceğimi söyledim. Düğün arabasına atlar gibi koşuşturanlar arasından biri diğerlerinin lideri pozisyonundaki dördünü aldım. Hareket ettikten sonra onlara, az önce sizi izledim, izin çıkması halinde Taksime gidip İsyan’ı bastırmaya talip olduğunuzu seslendiriyordunuz. Oraya kadar yorulmanıza gerek yok, ben de İsyancılardan biriyim, beni tehdit eden bu sloganınızı duydum ve Kızılay’dan buraya ne denli ciddi olduğunuzu bilmeye geldim; ciddi misiniz siz? diye sordum. İlk tepki, daha sonra üniversite sınavına hazırlandığını öğrendiğim gençten geldi; “Abi olur mu öyle şey, niye kavga edelim, niye birbirimize düşelim!” dedi. Peki, neden öyle bir slogan atıyorsunuz soruma, Ostim’de tornacılık yapan liderin yanıtı “Ya abi adama oyumuzu verdik şimdi de yalnız bırakmayalım dedik; biz oy verdiğimiz adamı savunuyoruz. Yoksa derdimiz kavga dövüş değil” oldu.

Tahmin edeceğiniz gibi sohbetin bundan sonrası kardeşlik üzerinden yürüdü. Muhabbetin gidişatından aldığım cesaretle onlara şunu söyledim: Bakın arkadaşlar, sizin ezelim dediğiniz gençler hükümetten, devleti yönetenlerden kendileri için bir şey istiyorlar; hiç değilse yaşantımıza bu kadar karışma diyorlar. Siz, ayağınıza kadar gelmiş bu kadar muktedir bir adamdan bir şey istemek bir yana sana canımızı verelim diyorsunuz. (Üniversiteye hazırlandıklarını söyleyen arka koltukta oturan üç gence dönerek) Görünüşe göre onlar sizden daha varlıklı, sizin hiçbir şeye ihtiyacınız yok mu, Allahaşkına(!) dedim. Deplasmanda olmama rağmen aşırı özgüven içeren bu söylevime tornacıdan “Daha ne istiyorlarmış, deme ki belalarını arıyorlar!” tepkisini aldım. Yine de, etkileyici olmayacağını düşündüğüm özgürlük kısmını atlayarak söylevime devam ettim: Madem liberal ekonomik düzendeyiz, paranın nasıl kazanıldığı önemli değil, o halde nasıl tüketildiğine de karışılmamalı. Arzusuna göre yemesini, içmesini, giyinmesini, gezmesini; yani kazandığını her ne yapıyorsan kendi keyfine göre tüketmesini engellerseniz zengin de olsa insan isyan eder. Tepkilerini alamadan Erdoğan’ın son miting alanına geldik. Dostça, tokalaşarak ayrıldık. Diyeceğim Erdoğan’ın saldırı gücü polisle ve askerle sınırlı; tabi Suriye’den geri çekeceği güçlerini kullanmazsa…

İsyan Rize’de başlamıştı

Taşlıdere Çay fabrikasının RTE Üniversitesine devrini protesto eden Rizeliler, 21 Aralık 2012 günü Rize Çaykur binasını basmıştı. Herhangi bir entelektüel önderlik yoktu. Eylemciler yüzde yüz Rizeli ve çiftçiydi. Amaçları yetkili biriyle görüşüp Hükümet kararının geri alınmasıydı. Çiftçilerin, Rizeli olmanın ötesinde Başbakanın şahsi seçmeni olmalarından kaynaklanan bir ayrıcalık bekledikleri her hallerinden belliydi. Güvenlik engelini minnet rica dozlu diyalogla aşıp yetkiliye ulaşabileceklerini düşünüyorlardı. Olmadı ve sinirlendiler. Devletin resmi binasını bastılar, yol kestiler, polis engelini güç kullanarak aşmayı denediler.

Polis, Rizelilere karşı gaz bombası kullanmadı fakat eylemcilerin yaşı ve deneyimsizliği dikkate alındığında şiddet sayılabilecek önlemlere başvurdu. Buna rağmen çiftçilerin polis baskısına tepkisi oldukça öğretici ve aynı zamanda umut vericiydi. Nine denecek yaştaki bir kadının kullandığı şiddet karşısında polise “Bizi komünist mü edeceğsunuz?” demesi büyük kentlerdeki eylemlerin ücra noktalardaki öğretici etkisini gösteriyordu. Belli ki halkımız, hak mücadelesinin komünist işi olduğu bilincindeydi. Bir erkek gösterici tepkisini şöyle dile getiriyordu; ”Ispartalı (Demirel) bu memlekete (Rize’ye) 40 fabrika yaptı Rizeli (RTE) çalıştıramıyor. Bu Rizelinin ayıbıdır.” Genç bir çiftçi kadın ise “Onlara verdiğim oylara acıyorum!” diyordu. (www.habervaktim.com/video/rizelinin-kadinin-kapatma-isyani-bizi-kominist-mi-edeceksiniz-664573.html)

Bu haberi izlediğimde ‘işte’ dedim, isyan budur. Bundan ötürü, geçenlerde kendi çapulcularını linç girişiminde bulunanların halk olduğuna inanmadım. Çünkü kendisi çapulcu olan halk çapulcusuna saldırmaz.  

 



1127 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

Ortaçağ'dan günümüzde sınavlar - 15/05/2020
Galileo mu Sokrates mi?(!) - 01/05/2020
“Tabula rasa” - 24/04/2020
Eğitimi Wi-Fi’ye bağlamak - 17/04/2020
İnanmak kötü bir şeydir! - 11/04/2020
Okulun ihmal ettiği beceriler - 11/04/2020
Çocuklara felaketlerle mücadele eğitimi veriliyor mu? - 13/03/2020
"Başarısız" öğrenciler sınıfta kalsın mı geçsin mi? - 28/02/2020
Ağa'nın Adaleti - 23/02/2020
 Devamı