eleştirel pedagoji

Journal of Critical Pedagogy
  • https://www.facebook.com/elestirelpedagojidergisi
  • https://www.twitter.com/elestirelpedagoji
Ünal Özmen
ozmenu@gmail.com
"Başarısız" öğrenciler sınıfta kalsın mı geçsin mi?
28/02/2020

Ciddiyetle yanıtlanması gereken bu soruya, genellikle kendini başarılı bulan, başaracağından emin olan ve başarıyı satınalma yoluyla elde edebileceğini düşünenler "kalsın" yanıtını veriyor. "Başarısızlığı" kaderi olarak görenlerin yanıtı ise doğal olarak kalmasın oluyor.

Sınıf tekrarı olsun mu, olmasın mı sorusuna pedagojik yanıt arayanlar da tam bir fikir birliği içinde değil. Fakat konuyla ilgili araştırma yapanlar başarısızlığın fakirlikle doğrudan ilişkili olduğu konusunda hemfikir!

Sınıf tekrarı, genellikle gelir dağılımı eşitsizliğinin belirgin olduğu gelişmekte olan ülkelerde tartışılan bir konu. Aralarında  Türkiye'nin de bulunduğu bu grup ülkelerde yapılmış tüm araştırmalar, sınıf tekrarı gerekli görülenlerin dezavantajlı ailelerden gelen öğrenciler olduğunu gösteriyor. OECD ve UNICEF gibi güvenilir uluslararası kuruluşların raporları da aynı şeyi söyler; zenginseniz başarınız, fakirseniz başarısızlığınız garanti! 

Sınıfta kalmanın çocuğun cesaretini kırdığını, önce kendisiyle, sonra ailesi ve çevresiyle ilişkisinin bozduğunu anlamak için psikolog olmak gerekmez. Ayrıca başarıyı garanti etmeyen (ki etmiyor) sınıf tekrarının, sonraki yılları da ipotek altına alacağı için ebeveynin uzayan eğitim sürecinin malliyetine katlanmakta istekli olmadığı, okul terkini ve okullaşma oranının düşmesine yol açtığı, devletin eğitim harcaması artırdığı da bilinen gerçeklerden.

Sınıfta kalmanın kaldırıldığı 2012 yılında Türkiye'de sınıf tekrarı oranı yüzde 13'tü. Sınıf tekrarı sadece ortaokul ve liseler için getirilse bile bu her yıl bir milyon öğrenciyi fazladan okulda tutmak anlamına gelir. Anlayacağınız sınıf tekrarının kimseye faydası yok; okulunu terk edenleri ucuz işgücü olarak görüp bekleyen sanayi siteleri hariç! 

Sınıf tekrarını çocuk lehine fırsata çevirmeyi düşünen ebeveynler de olacaktır. Gücü oranında, ama mutlaka soluğu ya özel öğretmen ya bir dershane ya da özel okulda alacak çok kişi var. Bu durumda da kaybeden aile, kazanan eğitim piyasası olacaktır. Eminim Ziya Selçuk'un çocukları Açık Liselere yönlendirmek gibi daha iyi bir fikri vardır!

'Ziya Hoca'nın bir bildiği vardır' diye düşünmeyin, o, kazanacak olanlar (sanayi siteleri ve eğitim tüccarları) tarafında. Almayı düşündüğü kararın pedagojik yönüyle ilgilenecek durumda değil. Ziya Selçuk'un varsa eğitimsel kaygısı, 4+4+4 sisteminin rüşveti olan sınıf tekrarını kaldıran yönetmelik yerine, zamanında oldukça sert ifadelerle karşı çıktığı 4+4+4 kanununu değiştirsin. Gücü yetiyorsa tabi...

Sınıf tekrarını savunan öğretmen ve okul yöneticilerinin bakanlarının izinden gittiğini düşünüyorum. Kimileri kaybettikleri otoritelerini yeniden tesis edeceğini düşünüyor olabilir. Bu yanlış; öğretmen gücünü, başarısızlığın belirleyicisi olmaktan değil, öğrenciyi başarılı kılmaktan alır. Kaldı ki daha ziyade ortaokullarda kullanılabilecek bu gücü öğretmen değil, merkezi sınav  yapan MEB kullanacaktır. Öğretmen, öğrenci yararını gözetmek zorundadır. Öğrenci açısından kritik öneme sahip sınıf tekrarı konusundaki kararına pedagojiden karşılık bulmak durumundadır.   

Öğrenci başarısızlığı, öğrenmeye engel bir veya birden çok duruma işaret edebilir. Öğrencinin öğrenmesine engel durumlar olabileceği gibi öğretenin yetersizlikleri de söz konusu olabilir. Sorun öğrenciden mi öğrenme ortam ve araçlarından mı kaynaklanıyor bilmek gerekir. Alınacak, alınması gereken önlemi bu belirler. Araştırmalar, sosyo ekonomik etkenlerin, okulun, müfredatların, eğitim materyallerinin ve tabi ki öğretmen ve yöneticilerin öğrenmeye daha çok engel teşkil ettiğini gösteriyor. Bütün bunları görmezden gelmek, başarısızlığı bireysel yetersizlik sorunu olarak gören egemen zihniyetin altta kalanın canı çıksın mantıksızlığına destek vermek olur. Öğrencinin motivasyonunu bozan okulunuz ise çocukları cezalandıramazsınız. Bu sistemin suçunu örtbas etme girişimi olur. 


Sınıf tekrarı zorunlu eğitimin mantığına da aykırıdır

Sınıf tekrarı zorunlu eğitimin mantığına ve "Milli eğitimin temel amaçları"na da aykırıdır. Zorunlu eğitim; öğrenciye bireysel ve yurttaşlık becerileri kazandırmayı vaad eder. Milli Eğitim Temel Kanunu'nda genel amaçlar (Madde 2 ) "Türk Milli Eğitiminin genel amacı,Türk Milletinin bütün fertlerini, Atatürk inkılap ve ilkelerine ve Anayasada ifadesini bulan Atatürk milliyetçiliğine bağlı; Türk Milletinin milli, ahlaki, insani, manevi ve kültürel değerlerini benimseyen, koruyan ve geliştiren; ailesini, vatanını, milletini seven ve daima yüceltmeye çalışan, insan haklarına ve Anayasanın başlangıcındaki temel ilkelere dayanan demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devleti olan Türkiye Cumhuriyetine karşı görev ve sorumluluklarını bilen ve bunları davranış haline getirmiş yurttaşlar olarak yetiştirmek; (Madde 2) Beden, zihin, ahlak, ruh ve duygu bakımlarından dengeli ve sağlıklı şekilde gelişmiş bir kişiliğe ve karaktere, hür ve bilimsel düşünme gücüne, geniş bir dünya görüşüne sahip, insan haklarına saygılı, kişilik ve teşebbüse değer veren, topluma karşı sorumluluk duyan; yapıcı, yaratıcı ve verimli kişiler olarak yetiştirmek;" diye devam eder. Burada tanımlanan birey yeterliliklerini dört seçenekli matematik, yabancı dil, fizik testiyle ölçüp onu başarılı, bunu başarısız ilan edemezsiniz. Sınıf tekrarı eğitimin, zorunlu olmayan akademik kısmıyla ilgilidir.

Aslında öğrenciyi sınıfta bırakma Ziya Selçuk un çok sevdiği ve kitabını yazdığı (asla katılmadığım) "Çoklu Zeka Kuramı"na da aykırıdır. Çoklu zeka, bireyin sahip olduğu beceri alanına odaklanır. Teori, müzik zekası gelişmiş birini matematiğe zorlamayı ona yapılmış kötülük olarak görür. Diyelim ki sözel zekası gelişmiş biri sayısal derslerden sınıfta kaldı, Ziya Selçuk o çocuğu cezalandırmış olmayacak mı! 

Kabuk edin veya etmeyin (ben nefret ederim) başarı ve başarısızlık yarışla belirlenir. Meşruiyeti tartışılmayacak sonuç ise eşitler arası ve tabi ki adil bir yarışta ortaya çıkar. Bu durumda yüzde 46,5'i maddi yetersizlik nedeniyle hiç kitap alamamış, yüzde 89,2'si okul dışında herhangi bir kursa (yabancı dil, spor, sanat vd.) gidememiş, yüzde 3,7'si 15 yaş altında çalıştırılmak zorunda kalmış, yüzde 94,5'i okul öncesi eğitim almamış (İBB, İstanbul İstatistik Ofisinin İstanbul'a ait güncel verileri) çocukları kalan yüzdelik dilimle yatıştırmak sizce adil mıdır?

Ziya Selçuk, Eğitim Bilişim Ağı'nı her öğrencinin erişimine açıp 3 GB internet kullanım hakkı vererek eşitliği ve adaleti sağladığını düşünüyor olabilir. Sakın onun gibi düşünmeyin; o, geçen bir buçuk yılda, gelirini eşit bölüşmeye yanasmayıp eşitliği dijital ortamda (internetle) sağlamayı akıl edecek kadar kurt bir politikacı oldu. 

Eh, hâlâ 'E, yani bilenle bilmeyeni', 'Tembel ile çalışkanı', 'Başarılı ile başarısızı' bir mi tutacağız diyorsanız, eşitsizliği kaldırın o zaman konuşalım derim!



123 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

Ortaçağ'dan günümüzde sınavlar - 15/05/2020
Galileo mu Sokrates mi?(!) - 01/05/2020
“Tabula rasa” - 24/04/2020
Eğitimi Wi-Fi’ye bağlamak - 17/04/2020
Okulun ihmal ettiği beceriler - 11/04/2020
İnanmak kötü bir şeydir! - 11/04/2020
Çocuklara felaketlerle mücadele eğitimi veriliyor mu? - 13/03/2020
Ağa'nın Adaleti - 23/02/2020
Türkiye’nin Avrupa’ya gönderdiği öğretmen ve imamlar proselit mi ? - 23/02/2020
 Devamı