eleştirel pedagoji

Journal of Critical Pedagogy
  • https://www.facebook.com/elestirelpedagojidergisi
  • https://www.twitter.com/elestirelpedagoji
Ünal Özmen
ozmenu@gmail.com
Kadın öğretmenler hangi sendikaları niçin tercih ediyor
27/11/2012

Kadın öğretmenler hangi sendikaları niçin tercih ediyor

Pazar günü, Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele ve Uluslararası Dayanışma Günü’ydü. Günün kadınlar açısından anlamını, kadının kadın olarak kendisi için ne ifade ettiğini anlamak için günü de vesile edip öğretmen kadınların örgütlenme eğilimlerini gözden geçirdim. Bir süredir öğretmen kadınların hangi sendikaları niçin tercih ettiklerini merak ediyordum. Ulaşabildiğim resmi kayıtlardan eğitim sendikalarının üye yapılarını cinsiyet dağılımı açısından inceleyip bu merakımı giderdim. Şaşırtıcı bir durum yok, sonuçlar genel sosyolojik tespitleri doğruluyor; eğitim düzeyi yüksek çalışan kadınlar, muhafazakâr, erkek egemen alanlar yerine kendisini daha özgür hissedebileceği örgütlenmeleri tercih ediyor. İstatistikleri okurken sendikaların üye sayısına takılmadım; sendikalı kadın öğretmenlerin erkeklere oranı ile belirgin siyasal ve kültürel farklılık gösteren bazı şubelerin kadın dağılımına odaklandım. Gördüm ki kadınlar kent merkezlerine indikçe kendisini daha özgür hissediyor; orada özgürleşiyor, demokratlaşıyor, laikleşiyor. Eğitim işkolunda örgütlü sendikaların üye yapısını cinsiyetlerine göre analiz ettiğinizde, tek başına ekonomik özgürlüğün kadını özgürleştirmediğini bir kez daha anlıyorsunuz.

Çalışan kadınların, aynı işi yapıp da cinsiyet farkının dezavantaja dönüşmediği meslek örgütlenmelerini seçme hakları her zaman mümkün olmayabiliyor. Özellikle emek yoğun işlerde çalışan kadınların seçenekleri yok gibi; fakat kadın öğretmenler, eğer büyük kentlerde iseler yaptığı işin özelliğinden dolayı bu konuda oldukça şanslı konumdalar. Yani kadın öğretmenler, sadece mesleklerini icra etmiyor eğitim durumu, iş yerindeki sayısal oranı, yer değiştirme gibi avantajlarını da kullanarak aynı zamanda mesleklerini yaşayabiliyorlar. Buna karşın kadın öğretmenler de diğer hemcinslerinde görüldüğü gibi kent kültüründen uzak kaldıkça muhafazakâr kalıyorlar.

TÜİK verilerine göre kadın öğretmenlerin genel öğretmen sayısına oranı ortalama 47.7 (2010-2011 eğitim öğretim yılında ilköğretimdeki kadın öğretmenlerin oranı % 52.9, ortaöğretimde ise % 42,5). Eğitim sen’e üye öğretmenler içindeki kadın oranı ise yüzde 46.6. Eğitim Sen, kadın öğretmenleri örgütlemede yüzde birlik sapma ile Türkiye ortalamasını yakalanmış durumda. Diğer sendikaların Türkiye geneli rakamlarına ulaşamadım fakat kadın öğretmen sayısının Türkiye genelinin çok üzerinde olduğu Ankara’nın Yenimahalle ve Çankaya ilçelerinin üye yapısını belirten Mutabakat Metinlerinden bir çıkarımda bulunmaya çalıştım. Bu iki ilçede sendikalı 7 bin 256 öğretmenin 3 bin 899’u kadın, erkeklere oranı yüzde 53.7. Türkiye toplamında 231 bin üye ile yetkili sendika olan Eğitim Bir Sen’in iki ilçedeki üye toplamı bin 281 (kadın yüzde 50). 205 bin üyeye sahip Türk Eğitim Sen’in üyesi bin 808 (kadın yüzde 40.5). 125 bin üye ile üçüncü sendika olan Eğitim sen’in aynı ilçelerdeki üye sayısı ise 3 bin 395 (kadın yüzde 61.5). Eğitim sen’den ayrılarak yoluna devam eden 29 bin üyeli Eğitim İş’in ise 505 üyesinin yüzde 66’sı kadın.

Buraya kadar sıkılmadıysanız son birkaç rakam daha vereyim: Eğitim Bir Sen’in yönetim kurulu dahil hiçbir kurulu ile 102 Şube başkanı arasında kadın yok. WEB sayfasında şube başkanlar listesini bulamadığım Türk Eğitim Sen’in 7 yönetim kurulu üyesi arasında da kadın bulunmuyor. Buna karşın kadınlar Eğitim Sen yönetim kurulunda iki, Eğitim İş’te bir üye ile temsil ediliyorlar. Eğitim Sen’in 100 şubesinin 13’ünün başkanı kadın. (Bu ara kadınların, KESK ve Eğitim Sen’de genel başkanlık yaptıklarını da anımsatalım.)  Rakamlar, Türk Eğitim Sen’le Eğitim Bir Sen’in kadın örgütlülüğü açısından genel ortalamayı yakalayamadığını, kadınların özgür davranabildikleri oranda muhafazakâr yapılardan uzak durmaya çalıştığını gösteriyor. Eğitim Sen’le (örgütlülüğü oranında Eğitim İş’i) kadınlar açısından çekim merkezi yapan şey, bu sendikaların kent kültürünü temsil ediyor olmalarıdır. Bu tespitle diğer iki sendikaya üye olmuş kadınlara muhafazakârdırlar demiş olmuyorum. Onların büyük çoğunluğunun, taşrada daha derin hissedilen (etnik ve mezhepsel ayrışmaları saymazsak) “mahalle baskısına” direnemediklerini düşünüyorum.     

Yukarıda verdiğim rakamların bir gazete yazısının sınırlarını aşan derin analizler gerektirdiğini biliyorum. Örneğin üç sendikanın üye toplamı içindeki payı yüzde 22 olan Eğitim Sen’i Türkiye’nin ortasında yetkili sendikaya yüzde 265 fark atması gibi… Fakat Ertuğrul Özkök’ün “Bu ülkede muhafazakârlığın geleceği yok” tezinin yarattığı tartışmaya ışık tutacak bir gösterge olur diye girdim bu konuya. Muhafazakârlık, kadının muhafaza edildiği oranda yaşar, özgürleştiği oranda geriler. Muhafazakâr politikacılar da bu gerçeği kavramış olmalılar ki muhafazakârlığı kadın üzerinden yeniden inşa etmeye çalışıyorlar. Eğer kadın kendisi için çizilmiş sınırların dışına çıkarsa dövülüyor, biraz ileri giderse de öldürülüyor. Evet, Türkiye’de muhafazakârlığın geleceği yok, ancak geleceği yakın geleceğe çevirmenin yolu olarak kadının hızla özgürleşmesi gerekiyor.   

  

AKP, taşraya özgü “mahalle baskısını” kentleştirip idari baskıya çevirdi

Diğer sendikalarda kadınların iradelerini daha az kullandıklarını düşünüyorum. Özellikle idari yaptırımlar karşısında direnme gücünün zayıf kalması onları egemenin güdümüne sokuyor. Geçenlerde laik hatta Kemalist denecek kadar Atatürk hayranı oldukları söylenen birkaç kadının Eğitim Sen’den istifa edip Eğitim Bir Sen’e üye olduklarını duydum. Acaba onları, yaşam biçimlerine müdahale eden, hareket alanlarını daraltan politikacılara destek veren bu sendikaya iten neydi? Sonra görev yaptıkları okulun müdürünün bürokrasi izin verse hapse girmesine neden olacak derecede suç işlemiş biri olduğunu öğrendim. Bu müdür, her türlü şikâyetten yakayı yırtıp yerini koruyabiliyormuş. Anladım ki bu kadın öğretmenler, baş edemeyecekleri bir gücün karşısında olduklarını düşünüyorlar ve çareyi otoritenin yanında yer almakta buluyorlar.  
   


1796 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

Ortaçağ'dan günümüzde sınavlar - 15/05/2020
Galileo mu Sokrates mi?(!) - 01/05/2020
“Tabula rasa” - 24/04/2020
Eğitimi Wi-Fi’ye bağlamak - 17/04/2020
Okulun ihmal ettiği beceriler - 11/04/2020
İnanmak kötü bir şeydir! - 11/04/2020
Çocuklara felaketlerle mücadele eğitimi veriliyor mu? - 13/03/2020
"Başarısız" öğrenciler sınıfta kalsın mı geçsin mi? - 28/02/2020
Ağa'nın Adaleti - 23/02/2020
 Devamı