eleştirel pedagoji

Journal of Critical Pedagogy
  • https://www.facebook.com/elestirelpedagojidergisi
  • https://www.twitter.com/elestirelpedagoji
Ünal Özmen
ozmenu@gmail.com
Zorunlu Osmanlıca, seçmeli Kürtçe
18/12/2012

 

Zorunlu Osmanlıca, seçmeli Kürtçe

MHP Milletvekili Özcan Yeniçeri, Osmanlı İmparatorluğunun dili dediği Osmanlı Türkçesinin okullarda öğretilmesi amacıyla TBMM’ye bir kanun teklifi verdi. Kanun teklifi, Osmanlıcanın seçmeli değil, zorunlu ders olmasını öngörüyor. Milletvekili “Yasayı, bir gece, karşılaştığım bir yazıyı okuyamamanın acısı içinde hazırladım. Sahip olduğu değerlerle bu milleti buluşturmak gerekir.” diyor (Habertürk tv, 14 Aralık 2012, 20.45). Yayına telefonla katılan eski Eğitim Bakanı, AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik’de aynı fikirde “Zorunlu olmasa da seçmeli olabilir” diyerek destek çıktı milletvekiline. Bir gece yarısı bir Torba Yasa’nın içine zorunlu Osmanlıca dersi atılır, sonra da torbada çoğalarak ortaokul ve liseler için fıkıh, tefsir, hadis olarak çıkarsa şaşırmayın. Unutmayın, siyer (Peygamberin yaşam tarzı) ve Kuran hıfzı derslerinin MHP önerisi olarak 4+4+4 yasasına girmesi, bu iki partinin arka planda yaptıkları anlaşmanın sonucuydu.  

Türkiye’de dil üzerinden yürütülen kavga, aslında sınıflar arası çekişmenin görünmez ve sinsi yollarından biridir. Kimi zaman milliyetçi kimi zaman mukaddesatçı fakat sonuçta muhafazakar egemen ideoloji dilin, ürettiği/üreteceği, kullandığı/kullanacağı kavramlarla halkın bilincini şekillendirmede en kullanışlı araçlardan biri olduğunu biliyor. Bundan dolayı toplum üzerinde egemenlik kurmaya çalışan, egemenliğini sürdürmek isteyen güçler dili, kendilerine avantaj sağlayacak bir malzeme gibi kullanıyorlar. Onlar, dile egemen olanın zihniyeti de kontrol edebildiğini biliyorlar çünkü. MHP ile AKP’yi tereddütsüz birleştiren de bu işte: Dinci, Osmanlıcı bir kitle yaratmak. Aksi halde halkınızı, 40 yıllık Esad iktidarını devirmek için 115 yıllık Katar hanedanıyla kurulan ittifakın, demokrasi ve insan hakları adına yürütülen mücadelenin gereği olduğuna ikna edemezsiniz.

Zorunlu Osmanlıca dersi haberini dinlerken bir gün sonra (Cumartesi) Kızıltepe Belediyesi ile Eğitim Sen Temsilciliğinin ortaklaşa düzenlediği "Demokratik, Özgürlükçü Anadilde Eğitim Modeli Tartışmaları” konulu panelde yapacağım konuşmaya hazırlanıyordum. Dil konusunda kayda değer bir bilgim olmamasına rağmen öğretmenliğimden kalma ve Talim Terbiye Kurulunun program ve ders kitaplarıyla ilgili birimdeki deneyimlerimi işe katarak konuşmamı dil öğretim yöntemleri üzerine kurmayı planlamıştım. Çünkü Kürtlerin, anadilinde eğitim talebinin geri dönülmez bir yola girdiğini, ‘Buyurun diliniz sizin olsun’ dendiğinde Kürtlerin dillerini hangi amaçlar için (piyasanın mı, dinin mi yoksa halkın mı hizmetinde) kullanacakları konusunda hazırlıklı olmaları gerektiğini düşünüyorum. BDP’li belediyelerin açtığı Eğitim Destek Evlerinin ya da KURDÎ-DER gibi sivil toplum örgütlerinin dil öğretim kursları bir yöntem üzerinden yürüyor olsa da bu konuda sistematik bir çalışmaya ihtiyaç var. Fakat zorunlu Osmanlıca dersi haberi beni başka bir yöne çekti; yöntemi bir yana bırakıp daha politik bir sunum yapmak zorunda kaldım. Özetlemem gerekirse dilin sadece bir iletişim aracı olmadığından hareketle neye, kime hizmet edeceğine müdahil olmak gerektiği üzerinde durmaya çalıştım. (Kendime ayrıcalık yapıp konuşmamı bir cümle ile de olsa özetledim! Yazı sınırımı şimdiden aştığım için panelist arkadaşlarım Fatma Gök ve KURDÎ-DER yöneticilerinden Mehmet Şahin’den öğrendiklerimi sizinle paylaşamadım.)   

Zorunlu Osmanlıca dersi kanun tasarısını hazırlayanlar ve onu destekleyenler, arşivlik bilgilerin, müzelik belgelerin herkes tarafından bilinip kullanılmasını, milletlerinin “geçmişte sahip olduğu değerler”i yaşatmak, milletlerinin “değerler”ine yabancılaşmasının önüne geçmek olarak açıklıyorlar. Teklifin sahibi, bizi ikna edebilmek için de “karşılaştığım bir yazıyı okuyamamanın acısı” diye başlayan göz yaşartıcı, dramatik bir hikaye uydurmuş. Fakat bu zihniyet, gün içinde sahip olduğu değerlere yabancılaştırılan, ailesiyle Kürtçe vedalaşıp okula vardığında ‘ananın dili işe yaramaz, unut onu’ diyen eğitim sisteminin milyonlarca Kürt çocuğuna acı çektirdiğini hiçbir şekilde umursamayabiliyor. 600 yıl önceki bir metni okuyamadığı için acı çeken bir adam, nasıl olur da çocuğunun ne dediğini anlamayan annenin acı çekmiş olabileceğini düşünemez. Anlaşılır gibi değil.

Seçmeli Kürtçe dersini, Kürtlerin anadilinde eğitim talebini karşılamıyor olsa da yetinilmesi gereken bir hak iadesi olarak görüp böylece acısını dindiren önemli bir kesim var. Bunlara anadilinde eğitimle, anadili öğretiminin aynı şey olmadığını anlatmak mümkün değil. Ancak Osmanlıcanın zorunlu dersler arasına alınmasını önerenlere, onlara destek çıkması muhtemel çoğunluğa, anadilini unuttuktan sonra çocuğa kendi dilini yabacı bir dil gibi öğretmenin daha acı bir durum olduğunu anımsatmakta fayda var.  

 

 

   

 



1681 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

Ortaçağ'dan günümüze sınavlar - 15/05/2020
Galileo mu Sokrates mi?(!) - 01/05/2020
“Tabula rasa” - 24/04/2020
Eğitimi Wi-Fi’ye bağlamak - 17/04/2020
İnanmak kötü bir şeydir! - 11/04/2020
Okulun ihmal ettiği beceriler - 11/04/2020
Çocuklara felaketlerle mücadele eğitimi veriliyor mu? - 13/03/2020
"Başarısız" öğrenciler sınıfta kalsın mı geçsin mi? - 28/02/2020
Türkiye’nin Avrupa’ya gönderdiği öğretmen ve imamlar proselit mi ? - 23/02/2020
 Devamı