eleştirel pedagoji

Journal of Critical Pedagogy
  • https://www.facebook.com/elestirelpedagojidergisi
  • https://www.twitter.com/elestirelpedagoji

İdeoloji

İdeoloji

fevziye sayılan

Eleştirel pedagojinin merkezi ilgisi   verili  tahakküm   ilişkilerini analiz etmek yanında    öğrencilere egemen  değerleri   ve pratikleri sorgulamak için kavramsal araçlar sunmaktır.    İdeoloji bu kavramlardan birisidir. Ancak bir kavram olarak ideolojinin tanımında Eagleton’ın da belirttiği gibi güçlükler vardır, bazılarının “birbiriyle bağdaşması zor” on altı tanım çıkarılabilir (1).  Genel bir  tanım olarak,  ideolojinin toplumsal hayattaki fikir,  inanç, ve değerleri üreten  genel maddi süreç olduğu söylenebilir. Bu tanım epistemolojik ve siyasi düzeyde en geniş ve gevşek tanımdır ve kültür ile ideoloji arasında sınırların neler olduğu, olabileceği noktasında belirsizlikler içermektedir. İdeoloji veya kültür, belirli bir toplumdaki bütün anlamlandırma pratikleri ve simgesel süreçleri  kapsayan bütün düzeyleriyle  okul sistemi,  medya ve  din gibi kurumların pratikleriyle edinilen bilme  ve görme  biçimlerini   kapsar.   Bu özelliği nedeniyle  ideoloji kavramı  belirgin bir tanımdan  ziyade betimsel özellikleriyle eleştirel eğitim literatürüne girmiştir. Ancak kültürün ne zaman ve nasıl ideoloji haline geldiği, toplumsal sınıflarla ilişkisi bağlamında anlam kazanır, yoksa Adanalıların, acılı kebabı  sevmesinin   ideolojik bir  dayanağı ya da açıklamasını aramak anlamlı değildir.   “İdeoloji veya kültür” olarak  fikir, inanç ve değerleri üreten okulların, eğitim kurumlarının ve  kitle iletişim araçlarının bunları kimin çıkarı için  okul bilgisi ya da genel kanaat ya da sağ duyu  haline nasıl getirdiği eleştirel eğitimin başlıca ilgi alanlarından birini oluşturmaktadır.

 

Eleştirel eğitimcilerin   bazılarında (Amerikan geleneğinde)  ideoloji kültür  ayrımı belirsizken (2),   genellikle  ideoloji ile kültür arasında ayrım yapanların ( İngiliz ve kıta Avrupası geleneği)  ideolojinin epistemolojik  tanımından ziyade,  siyasi tanımını benimsedikleri görülmektedir (3). Toplumsal sınıfların ya da grupların içinde bulunduğu koşulları ve  yaşam  tarzlarını sembolize eden inanç ve fikirler ideolojinin  alanındadır. Bu nedenle  okullarda kimin kültürünün geçerli  kültür, beğeni  ve estetik değer olarak  öğrencilere sunulduğu   ideolojik bir meseledir.  Başat kültürün hangi  değerlerinin  yeniden üretiminin okullarda yapıldığını anlamak için ideolojinin siyasi tanımına ihtiyaç vardır. Bu tanım,   kapitalist toplumsal ilişkilerin analizinde ideoloji eleştirisine vurgu yapan Marksist eleştiriye  dayanmaktadır. Marx'ın  ideoloji düşüncesinin    çelişkili ve çetrefil   niteliği  hakkındaki büyük tartışmadan başlayarak geniş Marksist literatürde ideoloji kavramı (4),      kapitalizm altında sınıf egemenliğinin nasıl süregeldiğini açıklamada  anahtar bir kavram olageldi. Bu konudaki klasik Marksist sorunsal, ideolojilerin  maddi, sınıfsal belirlenimi ile ilgilidir. İdeolojiyi diğer düşünce sistemlerinden ayıran ikinci önemli özellik onun egemen sınıfın düşünceleriyle olan ilişkisinde somutlaşmaktadır. Çünkü  Her düşünce ideolojik değildir. İdeolojinin,   düşüncenin herhangi bir biçimi olmadığı;  düşüncenin toplumsal olarak belirlendiği, belirli bir maddiliğe sahip olduğu, fikirler düzeyinde yürütülen sınıf mücadelesi ile ilgilidir.  İktidar ilişkileri matrisinde oluşan düşünce ve anlamlandırma kalıpları, algı yapıları  demek daha doğru olur.   İdeoloji eleştirisi,   egemen sınıfın çıkarlarını sürdürmek için bu değerlerin  nasıl herkesin çıkarı gibi sunulduğunu  ve bir sınıfa ait olmayan milliyetçilik, yurtseverlik gibi ideolojilerin  desteğine nasıl  ihtiyaç duyulduğunu göstermek için de  elverişli analitik bir araçtır. 

Eleştirel pedagojinin ideoloji ile ilgili kavramsal repertuvarında, yanlış bilinç, devletin ideolojik aygıtı, hegemonya- karşı hegemonya, habitus,  eleştirel söylem analizi gibi    farklı teorilerden  beslenen  terimler bulunmaktadır. Bunlardan ilk üçü marksist literatür içinde formüle edilmişken, son ikisini post Marksist, post yapısalcı  olarak adlandırmak daha doğru olur.  Ayrıca yine Marksist literatür içinde Lukacs tarafından teorize edilen  ideoloji-yabancılaşma-şeyleşme bağlantısı da eleştirel pedagojinin dönüştürücü eğitim- bilinçlenme  gibi radikal pratiklerine  teorik bir temel  sağlamaktadır (5).   

Marksist literatürde yanılsama ve çarpıtma, toplumsal gerçekliğin  çarpık ve bozulmuş, ters yüz edilmiş bilgisi; yanlış bilinç olarak ideoloji tanımı en yaygın tanımdır. Egemen ideolojinin  işlevi, toplumsal gerçekliği (egemen sınıfın çıkarları ile baskı, sömürü, tahakküm, bağımlılık vb)  gizleyen, çarpıtan  anlamlar ve algılar   üretmektir. Okul bilgisinin oluşumunda bu çarpıtma ve gizlemenin müfredatın nasıl merkezi bir meselesi olduğunu eleştirel eğitim sorunsalıdır. Ancak “yanlış bilinç olarak ideoloji” tanımıyla ilgili  tartışmada eleştirel eğitim yaklaşımlarını en fazla etkileyen isim Marksist teorisyon Gramsci olmuştur.

İdeoloji ile kültür arasındaki ilişkiyi hegemonya kavramıyla  birbirine bağlayan Gramsci, “yanlış bilinçten” ziyade egemen ideolojinin sivil toplumdaki yeniden üretim mekanizmalarına odaklanarak  ideolojinin kapsamını  kültürü de içerecek biçimde genişletmiştir. sınıf egemenliği ile bağımlı sınıflar arasındaki ilişkiyi analiz etmek için kullandığı hegemonya  kavramı   hem ideoloji hem de kültür kavramını içerir. Hegemonya yönetici sınıfların bağımlı sınıflar üzerindeki siyasi, ahlaki ve entelektüel liderliğidir. Egemen sınıf  ya da gruplar  bu liderliği sivil toplumdaki  aile, okullar, dini  ve kültürel kurumlar  ve kitle iletişim araçlarıyla sağlarlar; toplumsal anlamlar ve değerleri üreten bu kurumlarda hegemonya ideoloji aracılığıyla işler. Bağımlı sınıfların sağ duyusuna hitap eden bu anlamlandırmalar yoluyla hem   bağımlı sınıfların rızası  oluşturulur hem de toplumsal meşruiyet sağlanır. Bu bağlamda  hegemonya hem politik hem de pedagojik bir süreçtir. Siyasal hegemonya ancak  insanların kalplerini ve zihinlerini kazanarak; bir anlamda toplumsal bilişlerin ve  zihnin  denetimine yönelerek kazanılabilir. Kültürel ve siyasal hegemonyanın sürdürülmesi  toplumsal rızanın kazanılmasını gerektirmekte; özellikle kitle iletişim araçlarınca bağımlı sınıfların popüler biçimlerle sağduyusuna hitap eden ideolojiler bilinçaltına işlemektedir. Böylece toplumsal bilişlerin denetimi  ya da ideolojik etki kendiliğinden oluşmakta ve doğal görünmektedir. Bu nedenle Gramsci bağımlı sınıfların bilincinin çelişkili olduğunu; yönetenlerin resmi görüşlerinden derlenenlerle, kendi pratik deneyimlerinden çıkardıkları olmak üzere iki ayrı  dünya anlayışını barındırdığını, ancak bunun edimsel bir çelişki olduğunu ve kendini aldatma biçimi olmadığını belirtmektedir (6).  Gramsci’nin kapitalist toplumlarda sınıf egemenliğinin sürmesinde eğitim ve  okulların rolüne ilişkin vurgusu,  daha sonra Paulo  Freire, Henry A. Giroux, Michael  Apple gibi eleştirel eğitim kuramcıları tarafından, ideolojinin okullarda nasıl kültürel anlamlar ve kalıplara bürünerek  işlediğine ilişkin  analizlerle zenginleştirilmiş; kapitalist toplumlarda kültürel üretimin ve yeniden üretimin kritik ögesi haline gelen okul sisteminin işlevinin analizinde    hegemonya ve karşı hegemonya kavramlarının kullanımı yaygınlaşmıştır (7).

Marksist literatürde ideoloji konusunda  diğer tartışma konusu,  alt yapı-üst yapı ayrımıyla ilgilidir. Ekonomik temel ve onun bir tür yansıması  olarak üst yapı  metaforu eleştirel pedagoji tartışmaları  içinde  genellikle ekonomizm ve  indirgemecilik gibi kabul edilse de, eleştirel pedagojinin önemli ve hatta kurucu  metinlerinden biri olan  Bowles and Gintis’in Kapitalist Amerika’da Eğitim  (Schooling in Capitalist America, 1977)    Amerikan eğitim sisteminin bu iki düzey arasındaki karşılıklılık ekseninde nasıl işlediğini analiz etmiştir.   Bu noktada  alt yapı-üst yapı bağlamında eğitim ideoloji ilişkisiyle ilgili önemli açılım Althusser’den gelmiştir.

Althusser’e göre bir toplumsal formasyon ekonomik, siyasal ve ideolojik alan veya kertelerden oluşur. Bu alanlardan her biri  diğerlerinden görece özerktir. İdeolojik alan  sınıfların gerçeklikle kurdukları ilişkiyi yansıtır. Üretim ilişkilerinin yeniden üretimi için ideoloji vazgeçilmezdir. Toplumsal formasyonunun yeniden üretimini sağlayan egemen ideolojidir. İdeoloji aracılığıyla bireyler kendilerini sömüren ve bağımlı hale getiren süreçlerin içine yerleşir ve boyun eğerler.  Bu süreçlerin okullarda aldığı biçim noktasında, devletin baskı aygıtları (ordu, polis, mahkemeler, hapishaneler  vb.)  ile devletin ideolojik aygıtları (DİA)  arasında bir ayrım yapar. Devletin baskı aygıtının “kalkanı” altında üretim ilişkilerinin yeniden üretimini devletin ideolojik aygıtları sağlar. Çünkü Devletin baskı aygıtı zor kullanarak işlerken,  DİA’lar ideoloji kullanarak işlerler. Bunlar, dini, öğretimsel, aile, hukuk, siyasal,  sendikal, haberleşme ve kültürel   DİA’lardır.  Bu DİA’lar asıl olarak  Gramsci’nin hegemonyanın  tesis edildiği  yer olarak  işaret ettiği sivil toplumda kapitalist üretim ilişkilerinin; sömürü ilişkilerinin  yeniden üretimi sağlamak için  faaliyet gösterirler. Bu noktada  Althusser,  öğretimsel DİA olarak formüle ettiği okullara özel bir  rol yüklemiştir.  Althusser’e göre, feodal dönemde kilisenin egemen DİA rolünü bugünün kapitalist toplumunda  okul yerine getirmektedir.  “Tüm toplumsal sınıfların çocuklarını ana okulundan başlayarak alır ve yeni ve eski yöntemlerle, yıllar boyunca “etkilere en açık”  olduğu çağda, … egemen ideolojiyle kaplanmış  … becerileri ya da katıksız egemen ideolojiyi  (ahlak, felsefe, yurttaşlık eğitimi)  tekrarlayarak çocukların kafasına yerleştirir.” Böylece gençler,  “…sınıflı toplumda yerine getireceği göreve uygun ideolojiye pratik olarak sahip kılınır.” Kapitalist düzen için hayati olan bu sonucu üreten mekanizmalar elbette evrensel olarak egemen olan bir okul ideolojisiyle örtülmüş ve gizlenmiştir, çünkü bu egemen burjuva  ideolojisinin temel biçimlerinden biridir”  (8). Bu okul sistemi “son kertede”alt yapı tarafından biçimlendirilir,  kapitalist egemen sınıfın çıkarlarına hizmet eder. İdeoloji kertesinin göreli özerkliği çerçevesinde eğitimin kapitalist toplumdaki rolü, emekgücünün yeniden üretimidir (üretim süreçleri için gerekli beceriler, vasıfların kazandırılması). Ancak bu niteliklendirme süreci,  yeniden üretimin olmazsa olmaz koşulu olan egemen ideolojinin değerleri ile   verili  toplumsal işbölümüne ve hiyerarşik yapıya saygı, uyum, itaat biçimlerinin içselleştirilmesi altında gerçekleşir.

Egemen ideoloji eleştirisinden ziyade kültürel  alana has  yeniden üretime odaklanan Bourdieu’nün habitus kavramı ile ideoloji arasında bir benzerlik var gibidir. Ancak Bourdieu’nün   toplumsal koşulların ve konumların yeniden üretimini sağlayan mekanizmanın okullarda nasıl işlediğine  ilişkin analizinde kullandığı habitus daha çok da örtük biçimde  ideolojinin gündelik yaşama nüfus etme mekanizmaları  ile ilgilidir. O,  anahtar kavramı habitus  ile alışkanlığa dayalı davranışlarımızın kendiliğindenliği  içinde bazı norm ve değerleri nasıl yeniden ürettiğimizi aydınlatmaya odaklanmıştır.  İdeoloji teriminden hiç bahsetmese de, kültürel bir alan olarak okulların/eğitim sisteminin işleyişini anlamak için  bir kavramsal bir araç sunduğu da gerçektir.  Ancak eğitim ideoloji  ilişkisinin püf noktası egemen ideolojiyle/ideoloji eleştirisiyle ilgilidir. Eagleton’ın da belirttiği gibi, bu tür “sosyolojik” görüşler  ideoloji kavramını çelişki ve çatışmalardan  arındıran apolitik analizlere kapı aralamaktadır (9).

Eleştirel pedagoji  literatüründe, ideoloji  gibi kullanılan söylem sözcüğü ya da   eleştirel söylem analizi  Foucault’nun ideolojiye karşı    geliştirdiği söylem  (ideoloji eleştirisine) kuramına  dayanmaktadır.  Foucault  toplumda  varolan iktidar ilişkilerini söylemsel pratikler olarak nasıl inşa edildiğini analiz ederken   asıl  olarak   iktidar ilişkilerini söylemsel pratikler olarak ele almıştır.   Foucault’ya göre bilgi ve anlam  dil yoluyla değil dilin kullanımıyla, söylem ile oluşturulur.   Michel Foucault'dan Ernesto Laclau'ya kadar söylem kuramcıları için ideoloji  bir dil meselesinden ziyade söylem meselesidir. Onun izinden gidenlerin  geliştirdiği  eleştirel söylem analizi,  ideoloji  ve söylem kavramını birlikte kullanarak  iktidar ilişkilerinin ve başat ideolojilerin  eğitim alanında işleyiş mekanizmalarını açığa çıkarmaya yönelmektedir  (10). Ulusal müfredatta hangi bilgilerin bulunması; hangi kitapların okutulması;  hangi değer ve inançların öğrencilere aktarılması gerektiğine ilişkin kararlara başat eğitimsel söylem yön vermektedir (11).

Eleştirel eğitim yaklaşımlarında ideoloji analizi ile ilgili bu kavramsal çeşitlilik kapitalist toplumlarda eğitim ve okul sisteminin pek çok yönünü aydınlatmaya dönük  eleştirel bilgi üretimine imkan  sağlamaktadır. İdeoloji eleştirisiyle  bilgi ile iktidar arasındaki sıkı bağın okullar düzeyinde aldığı somut biçimleri ve görünümlerini; dışlanan ve yoksayılan bilginin politik anlamını deşifre etmek; toplumsal gerçekliğin nasıl çarpıtıldığını ya da  okullardaki kuralların neye hizmet ettiğini açığa çıkarmak   mümkündür. Ancak  İdeolojinin   yegane işlevinin çarpıtma ve ters yüz etme  olmadığını;  hiç kimsenin bütünüyle ve mutlak biçimde   yönlendirilemediğini, yani okulların boyacı küpü gibi işlemediğini,  yok sayılanların, ikincilleştirilenlerin ya da  baskıya maruz kalanların içinde bulundukları   somut  koşulların dönüştürülmesiyle   farklı   beklenti ve arzulara sahip olabileceklerini  de varsayar. İnsanların kendi mutsuzluklarını ve bağımlılıklarını yaratan koşullara nasıl katkıda bulunduklarıyla ilgili farkındalık kazanabilecekleri  eğitimsel söylemler ve pratikler  inşa etmek de bu eleştirinin önemli bir yönünü oluşturmaktadır.   Eleştirel pedagoji aynı zamanda bir olasılık pedagojisi  olarak, ezilenlerin kendi koşullarını dönüştürecek  bilinç durumuna  eğitim  etkinlikleri yoluyla ulaşacakları kabulü  ile başlar;  insanlar en kötü koşullarda bile mücadele etmeyi, hayal etmeyi ve umudu  bir kenara bırakmadıkları için  politik özgürleşme pratiğini gerçek bir olasılık  olarak kabul eder. 

 

Notlar ve Kaynaklar.

(1)  Eagleton, T. (1996) İdeoloji, çev. Mutallip Özcan, Ayrıntı Yayınevi, İstanbul.

(2)    Bkz. Smith,  R. Ideology, Culture and  the Process of Schooling: An Extended  Review of Henry Giroux; Giroux, H.A.  (2001) Theory and Resistance in Education: Towards a Pedagogy for the Opposition, 2. Baskı. Apple, M. (2006)  Eğitim ve İktidar, Kalkedon Yay. İstanbul.

(3)    Bkz. Hill, D. (2016) Eleştirel Eğitim ve Marksizm. Kalkedon Yay., İstanbul; Rikowski, G. (2011)  Marksist Eğitim Kuramı ve Radikal Pedagoji. Kalkedon Yay., İstanbul.

(4)    Bkz   Bottomore, T. (1993)  Marxist Düşünce Sözlüğü. Türkçe Çeviriyi Derleyen: Mete Tuncay; İletişim Yayınları, 1. Baskı, Eylül 1993, İstanbul; s. 280; Sancar, Üşür, S. (1997) İdeolojinin Serüveni. Yanlış Bilinç ve Hegemonyadan Söyleme. İmge Yay., Ankara;  Barrett, M.(1996)  Marx’dan Foucault’ya İdeoloji. Çev: Ahmet Fethi. Sarmal Yayınevi, İstanbul.

(5)    Bkz.  Lukacs, G. (2006). Tarih ve Sınıf Bilinci. Çev. Yılmaz Öner, İstanbul: Belge Yayınları;  Marx, K. ve Engels, F. (2008). Alman İdeolojisi. Çev. Sevim Belli, Sol Yayınları, Ankara;  Reitz, C. (2016) Philosophy and Critical Pedagogy.  Peter Lang US.

(6)    Gramsci, A.  (1986) Hapishane Defterleri. Belge Yayınları, İstanbul; Mayo, P. (ed) (2013) Gramsci ve Eğitsel Düşünce. Kalkedon Yayınları.İstanbul.

(7)    Bkz Freire, P. (2019) Ezilenlerin Pedagojisi, 19. Baskı, Ayrıntı Yay., İstanbul.  Giroux, H.A. Eleştirel Pedagojinin Vaadi, Kalkedon Yay, İstanbul; Apple. M. (1996) Cultural Politics & Education. Open University Press. Buckingham. UK.

(8)    Althusser, L. (1978)  Devletin İdeolojik Aygıtları.  çev: Y. Alp M. Özışık; Birikim Yayınları, İstanbul  (sayfa 52-53).

(9)  Bkz  (1) Eagleton, 1996:306.

(10) Bkz (4) Üşür Sancar, 1997:104-114; Rogers, N.  (ed) (2004) An Introduction to Critical Discourse Analysis in Education. Lawrence ErlbaumAssociates, Inc. UK.

McLaren, P. (2011) Okullarda Yaşam: Eleştirel Pedagojiye Giriş. Anı Yayıncılık, Ankara (sayfa: 303-312).