eleştirel pedagoji

Journal of Critical Pedagogy
  • https://www.facebook.com/elestirelpedagojidergisi
  • https://www.twitter.com/elestirelpedagoji

66 Eğitim Tarihinden: Osmanlı’dan Günümüze Ahlak Dersi / İsmail Aydın

Osmanlı’dan Günümüze Ahlak Dersi

İsmail Aydın

 

Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), Şubat ayı içinde kendi internet sayfasından bir duyuru yayınlayarak, 03-04 Nisan 2020 tarihlerinde Antalya’da bütün paydaşlara açık, felsefe, ilahiyat, psikoloji, sosyoloji ve eğitim bilimleri gibi disiplinlerin de işe koşulduğu, geniş katılımlı bir eğitim ve ahlak kongresi yapılacağını belirtmişti. (Kongrenin Korona Virüs Salgını nedeniyle iptal edildiği yine aynı sayfada yayınlandı) Kongreyi yapmaktaki amaç ise aşağıdaki şekilde ortaya konulmuştu:

“Yeni bir bakış açısı ile Talim ve Terbiyemizin temel hedefi; daha güçlü bir Türkiye için ahlak telakkisine dayalı, insanı merkeze alan bir varlık ve bilgi anlayışına hayat vermek olmalıdır. İşte bu amaçla düzenlediğimiz Eğitim ve Ahlak Kongresi’nde okul odaklı, okulun bileşenlerinden hareketle yönetici, öğretmen, veli ve öğrenci ahlakının sorgulandığı, bir bütün olarak insanı onurlandıran; toplumsal huzuru, barışı, saygıyı, sevgiyi besleyen ve geliştiren bir ahlak anlayışının eğitim sisteminde nasıl tesis edilebileceği, yeniden nasıl yeşertilebileceği (…) MEB’in eğitim sisteminde ahlak eğitimini yeniden yapılandırma konusunda gelecek vizyonu oluşturmasına yönelik fikir alışverişlerine ve disiplinler arası tartışmalara zemin hazırlayacak bu kongre için akademisyen, araştırmacı ve öğretmenlerimizin kongrenin amacına uygun bilimsel araştırmaya dayalı çalışmaları beklenmektedir.”

 

MEB’in  Türk eğitim tarihinde ela alınmamış yeni bir konu gibi duyurduğu girişiminin “milliyetçi-muhafazakâr” “Türk-İslam ahlakı”nın altını biraz daha kalın çizmek olduğundan kuşkumuz yok. Bu vesile ile Türk-İslam ahlakı eğitiminin Türkiye’deki tarihsel serüveninin anımsatmak yararlı olacaktır. Aşağıdaki çalışma Osmanlı’dan günümüze okullarda uygulanan ahlak derslerine toplu bir bakışı sunma amacını taşımaktadır. 

1908 yılında ilan edilen İkinci Meşrutiyet Dönemine kadar ahlak kavramı din ile birlikte düşünülmüştür. Yaygın anlayış şu cümlelerle ifade edilmektedir: “Yaş ve kuru ne varsa hepsi kitabı mübindedir (Kuran’da). Kuran’ın bahsetmediği şeyler dine mugayirdir.” Yani Kuran’ın emirlerine ve yasaklarına uymak ahlaklı olmak için yeterli sayılmaktadır. Bu bakış açısı Cumhuriyetin ilk yıllarında da geçerli olmuş, bir dönem Diyanet İşleri Reis muavini olan Ahmet Hamdi Aksekili “İslamda dinden ayrı bir ahlak bahis mevzuu olamaz” diye görüş bildirmiştir. [1]

Meşrutiyet Döneminin toprak kayıpları ve ardından gelen savaşlarda uğranılan yenilgilerin nedeni “toplumu saran ahlaksızlıklara” bağlanmıştır.

Bu dönemde ahlak eğitimine (terbiyesine) dair belli başlı iki görüş revaçtadır. Bunlardan ilkine göre “ahlakın temeli dindir” yani Allah korkusudur; dolayısıyla vicdan, dini inanıştan ayrılamaz. Okullarda ahlak eğitimi dini eğitimle birlikte verilmelidir. Bu görüşte olanların başvuru kitabı 1894 tarihinde Ahmet Naim’in kaleme aldığı “Ahlakı İslamiye Esasları” adlı eserdi.[2] Liselerde okutulmak üzere yazılan ders kitabının adı “Nazari Ameli Ahlakı İslamiye Dersleri” dir.[3]

Ahlak eğitimine dair ikinci görüşte olanlar ise; “Ahlak eğitimi din eğitiminden ayrı olmalıdır. Bu konuda Batılı pedagogların önerileri doğrultusunda gidilmelidir.” tezini savunuyorlardı. Bu yaklaşım çerçevesinde 1915 yılında Fransızcadan tercüme edilen Ahlak kitapları Galatasaray Sultanisinde okutulmaya başlandı.

Cumhuriyet yönetimine geçişle birlikte Ahlak eğitimini dini eğitimden ayırma yoluna gidildi. Liselerin 3. sınıflarında okutulmak üzere Ahlak dersleri için bir ders kitabı hazırlattı. (Maarif Vekaleti Milli Talim ve Terbiye Dairesinin 2904 numaralı ve 3.11.1929 tarihli emri ile 3000 nüsha tab ettirdi) Kitabın yazarı Mustafa Namık adında biriydi. Kitabın “Mukaddeme” yani “Ön Söz” ünde şu bilgiler yer almaktadır:

“Bugün Felsefe unvanı umumisi tahtında olarak liselerin ikinci devre müfredat cetvelinde mevcut ruhiyat (psikoloji), mantık, ahlak, bediiyat (estetik, güzel sanatlar), mabadettiyat (metafizik) derslerinden ancak birincisi ile dördüncüsünden maadası (başkası), mukaddema idadi mekteplerinde, o da kısmen ve noksan olmak üzere tedris olunurdu.”[4]

Sözü edilen Ahlak ders kitabının içindekiler kısmına göz attığımızda ise aşağıdaki başlıkların yer aldığı görülmektedir:

Ahlakın Mevzuu”, “Ahlak ve İlim”, “Hak, Hukuk ve Meşruiyet”, “Vicdan ve Vazife”, “Ahlak Nazariyeleri”, “Ahlaki hayat”, “Aile Ahlakı”, “Hürriyet ve Müsavat” (Özgürlük ve Eşitlik), “Vatan ve İnsaniyet”, “Adalet ve İhsan”, “İçki Belası”, “Şahsi Ahlak”

 

 

 

 

1940-41 yıllarına ait ilkokul haftalık Ders Çizelgesi incelendiğinde Ahlak adı altında bir dersin olmadığı görülmektedir. Ahlak’ın konusu içinde telakki edilecek bazı kazanımlar 1., 2., 3., sınıflarda Hayat Bilgisi ve Aile Bilgisi derslerinin içinde öğrencilere aktarılmaya çalışıldığı anlaşılmaktadır. 4.ve 5.sınıflarda ise ahlakın konusu içine girebilecek hususlar Tarih ve Yurt Bilgisi (sonradan Yurttaşlık Bilgisi, daha sonraları ise Vatandaşlık Bilgileri) derslerinin içinde verilecektir.

 

Ahlak eğitimi çerçevesinin nasıl olacağı konusundaki görüşler 15 Şubat 1943 tarihinde düzenlenen İkinci Maarif Şurası’na da yansımıştır. Hasan Ali Yücel’in Maarif Vekili olduğu dönemde düzenlenen bu şuranın açılışını yapan Başvekil Şükrü Saraçoğlu milli eğitim ve ahlak konusundaki beklentilerini “Ahlak kaidelerinde çok darlığın kısırlığa, çok genişliğin çöküntüye götüreceğini hiçbir zaman unutmamak” şekilde açıklamaktadır. İkinci Şurada yine içlerinde felsefecilerin de bulunduğu 52 kişilik “Ahlak Komisyonu” kurulur. Bu komisyonda görevli bir üye “çocuklara hangi ahlak ilkelerini vereceğimizin tayini isteniyor. Bunları madde madde tespit için aramızdan birkaç kişiyi ayıralım” önerisinde bulunur ve çalışmayı yürütmek için aşağıdaki kişiler tespit edilir:

Dr. Akil Muhtar Özdem (Başkan), Tahir Taner (Başkan yard.), Suut Kemal Yetkin (Raportör), Yunus Kazım Köni (Raportör), Danyal Akbel, Cevdet Arkun, Mithat Artun, Mustafa Şerif, Cemil Bilsel, B. Ziya Egemen, Yusuf Ziya Etiman, A. Rıza Gürkan, Neşet Ömer İrdelp, Esat Akalan, Sadri Maksudi Arsal, İsmet Aydos, Ziya Talat Çağıl, Turgut S. Erem, Süreyya Genca, Osman Horasanlı, Halil Fikret Kanat, Şevket Aziz Kansu, İbrahim Yasa, Rauf Bayındır, Ayşe Ege, İhsan Erkal, Fahrettin Kerim Gökay, Rauf İnan, Ziya Karamuk, Celal Otman, Peters (?).

Bu komisyon “Ahlak İlkeleri”ni “Nasıl insan istiyoruz?” sorusu ışığında şöyle belirler:

“Türk diline, kültürüne, inkılabın eser ve esaslarına, umumiyetle idealine bağlı bir Türk; bütün uygar uluslarca kabul edilen yüksek ahlak ilkelerini benimsemiş bir insan; Kendine ve başkalarına saygı gösteren, haysiyet, şeref ve namus sahibi bir birey.”

Ahlak Komisyonu “İdealimiz ve Türk Çocuğu” başlıklı bölümde “İyi, doğru ve güzel olan manevi değerleri benimseyerek yaşar ve çevresindekileri yaşatmaya çalışır. (…) Kendi menfaat ve mutluluğunu milletin menfaat ve mutluluğunda arar ve bulur. Görevinde titizdir. Kendi hakları gibi başkalarının da haklarını arar. Kanunlara bilgi ve sevgiyle uyar. (…) İyi ve doğruyu cesaretle savunur. Toplumla el ve emek birliği yapar. Maddi manevi, milli ve insani değerleri korur. Ulusunu en yüksek uygarlık seviyesine çıkarmayı ülkü edinir.” cümleleriyle ifade edilen bir çerçeve ortaya koyar.

Yine, “Türk Ahlakının Toplumsal ve Kişisel İlkelerinin Başlıcaları” başlığı altında 23 maddelik ilkeler sayılır. Bunlardan bazılarını konumuzun anlaşılır olması açısından aşağıda vermeyi gerekli ve önemli görmekteyiz:

-“Türk yurdu varlığımızın temelidir. Her şeyimizi feda ederek cumhuriyetimizi, istiklalimizi korumak en büyük ödevimizdir. Milli istiklale dayanmayan hayat Türk için ölümden beterdir.

-Yurdunu seven Türk memleket için faydalı bir iş tutar ve mesleğinde en ileri olmaya çalışır. Çalışmak en büyük mutluluk kaynağıdır, tembellik toplum ve bireyler için felakettir.

-Her olayda iyiyi ve doğruyu görmek Türk’ün meziyetlerindendir.

-Bencillik ahlaksızlığın en büyüğüdür.

-Türk çocuğu her zaman doğruluktan ve samimiyetten ayrılmaz.

-Doğru emirlere uymak, intizam ve disipline bağlılık başarının sırrıdır.

-Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur.

-Kıskançlık adiliktir.

-Öfkeye kapılmamak gerekir. Kin ve intikam insanı alçaltır.

Kibir küçüklüktür.

-Söyleneni dinlemek, başkalarının inançlarına saygı göstermek, haklı eleştiriyi hoş görmek toplumsal bir ödevdir.

-Estetik zevk, ahlak duygusunun yardımcısıdır.

-Lüks ve israf birey ve toplum için yıkıcıdır. Cömertlik iyi, cimrilik kötüdür.

-Merhamet ve şevkat insanlığın yüksek vasıflarındandır.”

Ahlak Komisyonu daha sonra “Okullarda Ahlak Eğitiminin Geliştirilmesi” başlığı altında okul öncesi, ilkokul, orta dereceli okullar ve yükseköğretim okulları için görüşlerini ayrı ayrı yazılı rapora döker. Raporun ayrıntılı bir dökümü aşağıdaki şekildedir:

 

Genel gerekçe

Ahlakı eylemden ayırmak imkânsızdır. İnanılmayan ve yaşanmayan ahlak olamaz. İnsan yaptığı şeye daha iyi inandığı gibi benimsediği bir şeyi de başkasına daha kuvvetle inandırır.

Bu temelleri psikolojik ve sosyolojik zorunlulukların sonucu olarak ileri sürüyoruz. Ahlakı karakterin ve şahsiyetin teşkil edilebilmesi için okuldan önce, okul dışında ve okulda işbirliği temelinden hareket etmek lazım geldiğine inanıyoruz.

Ahlak ilkelerinin yerleştirilmesi için lazım gelen bu işbirliğinin ne gibi vasıflarla tatbik edileceğini aşağıdaki izahlarımızda göstermek istiyoruz:

İLKOKULLAR 

 Gerekçe:

7-12 yaşındaki çocukların psikolojileri bakımından ilkokullarda ahlaki eğitimin sağlanması için daha ziyade örnek almak, sözle telkin yapmak, iyi hareketlerini tekrarlatmak ve devamlı olarak yaptırmak lazımdır. Ancak bu suretle ahlaklılık bir alışkanlık haline getirilir.

İlkokullarda Ahlak Eğitiminin Başlıca Tedbirleri Şunlardır:

Öğretmenler sınıf içinde veya dışında öğrencilerin fena davranışlarını düzeltmeli, fakat ahlak bakımından önemli olmayan ve yaşları gereği doğal olan bazı hareketlerin üzerinde fazla durarak çocukları usandırmamalıdır.

Okullarda iyi bir disiplin kurulmalı ve çocuklar itaate alıştırılmalıdır.

Çocuğun çevresinde başta öğretmenler olmak üzere iyi örnekler çoğaltılmalı ve kötü örnekler kaldırılmalıdır.

Aşılanması istenen ahlaki ilkeler sık sık uygulanarak çocukların iyi alışkanlıklar kazanması sağlanmalıdır.

Yakın ve uzak Türk tarihinden, büyük Türk şahsiyetlerinin hayatlarından faydalanarak milli duyguları kuvvetlendirecek olgular bir telkin aracı olarak kullanılmalıdır.

Ahlak eğitiminde estetik duygulara da yer verilmeli, doğa ve sanat güzelliklerinin çocuklar tarafından hissedilmesi sağlanmalıdır.

Çocukların zevk ve psikolojisine uygun, okul şarkıları, halk türküleri söyletilmelidir.

ORTA DERECELİ OKULLAR

Hazırlanan raporun bu bölümündeki “gerekçe” kısmı ilkokulların gerekçe kısmıyla benzerlik gösterdiğinden buraya alınmamıştır. Tedbirler kısmında ise yukarıda aktarılan ve ilkokullar için olan kısma ek olarak şu açıklamalar yer almaktadır;

“Öğretmenlerin gözetiminde bilimsel, toplumsal ve estetik konularını tartıştırmak, öğrencileri muzırrat yayınlardan korumak, Türklerin güzel ve değerli eserlerinin (Anadolu’daki tarihi eserlerden bahsediliyor) medeni ve manevi zenginlik olduğunu aşılamak, ahlaki ilkelerin etkinleşmesi için izcilik teşkilatını güçlendirmek, gençlerin okul dışında Halkevlerine gitmelerini sağlamak” gibi hususlar eklenmiştir.

 

 

Ahlak Komisyonu’nun raporu yayınlandıktan sonra raporun lehinde ve aleyhinde gazetelerde yazılar çıkmaya başlamıştır. Raporu olumlu bulan bir yazıyı Tan Gazetesi’nde Pedagoji Kitabı yazarı olan Prof. Sadrettin Celal Antel yazmıştır. Raporu eleştiren yazı ise iki bölüm halinde Tasviri Efkâr Gazetesinde Peyami Safa’dan gelmiştir.[5]

Ahlak dersi “Ahlak Komisyonu”nun raporuna rağmen bağımsız bir ders olarak okutulmamış, ahlakın konuları içinde yer alan kısımlar Hayat Bilgisi, Yurt Bilgisi (sonradan Yurttaşlık Bilgisi), Tarih, Sosyoloji ve Felsefe derslerinin içine dağıtılmıştır.

Ancak Ahlak Komisyonunun bu raporu ve temennileri kısa süre sonra Maarif Vekaleti tarafından uygulanmamaya başlanacaktır. 1958-59 Öğretim yılına ait bir ilkokul 4.sınıf karnesi incelendiğinde Ahlak’ın konusu olabilecek hususların Din Bilgisi ve Aile Bilgisi  gibi derslerin içerisinde verildiği, “Temizlik”, “İntizam” ve “Diş Koruma” gibi davranışsal hususların da değerlendirmeye alındığına tanık olunacaktır.

 

 

 

Aynı şekilde 1966 yılında Ortaokul II.sınıflarda okutulan Yurttaşlık Bilgisi derslerinin ikinci konusu “İşçiler ve İş Ahlakı” başlığını taşımaktadır. Bu dersin ders kitabında “İş Hayatında Ahlak” başlığında şunlar anlatılmaktadır:

“İş hayatında iyi ahlak kurallarının ilki, işini sevmektir (…) İyi terbiye görmüş bir meslek adamı iş çevresindekilerle iyi geçinir, onlarla işbirliği yaparak verimi arttırır. (…) İş ahlakı müteşebbis, sorumluluk almaya hazır ve istekli olmayı gerektirir (…) İş hayatında yeterliliğini geliştirir, dürüst ve açık sözlüdür, verdiği sözü tutar, işine hile karıştırmaz”[6] 

Görüldüğü gibi Ahlak eğitiminin konusu içinde olması gerekenler Ahlak Dersleri diye bir ders olmadığı için Yurttaşlık Bilgisi derslerinde işlenmektedir.  

 

Ahlak konusuna ve bunun ders olarak içeriğine yönelik yaklaşımın ilerleyen yıllarda da devam ettiği izlenir. Örneğin 1976 yılında başa geçen MC (Milliyetçi Cephe) hükümetleri döneminde sağ görüşlü yazarlar tarafından kaleme alınan liseler İçin Sosyoloji ders kitabında ahlakın konularından olan “Şeref” (Onur) bahsinde “Bir doktor ile bir işçinin şerefinin aynı olamayacağı” gibi bilim ve insanlık dışı yaklaşımların yer aldığı görülmektedir.[7]

Aynı şekilde T. Yılmaz Öztuna tarafından yazılan Tarih Lise III ders kitabına ahlak ile ilgili bir bölüm sıkıştırılmıştır.[8] Bu ders kitabında “Din ve Milli Ahlak” başlığıyla yer alan yazıda şu görüşler yer almıştır:

“Ahlaklı milletler ve zayıf ahlaklı milletler olduğu doğrudur. Tarih bunu gösterir. Türkler, hem yüksek ahlaka sahip, hem mutaassıp olmaksızın dine en saygılı kavim olmuşlardır. Taassuba tenezzül etmemişlerdir. Ama İslam milletleri içinde Kuranı abdestsiz tutmayan tek kavmin de Türkler olduğu bilinmektedir. Tarih tetkik edilirse, pek çok kavmin, dindar olmaktan çok, mutaassıp oldukları müşahade edilir.

Milli bir ahlak, milli ahlak telakkıyeleri de olduğu muhakkaktır. Aynı dinden olan milletlerin, ahlak ve karakterleri birbirine hiç benzemez.

Türkler eskiden beri ahlaklı bir kavim olmuşlardır. (…)”

Aynı kitabın Türk- Osmanlı Ahlakı başlıklı bölümünde de;

“Osmanlılar, Kuran’da ifade edilen doğruluk, ahlak ve namus prensiplerine çok bağlıdırlar. (…) Birinci Cihan Harbi’ne kadar Müslüman bir kadının fuhuşunun nadir bir hadise olduğu bilinmektedir”[9] gibi ifadeler göze çarpmaktadır.

Bu anlatımlara bakıldığında “ahlak”ın din ile ilişkilendirildiği ve “evrensel bir ahlak anlayışı” yerine “Türkçü ahlak” ikame edilerek ırkçı ve kaba milliyetçilik yapıldığı görülmektedir. Yine 1930’lu ve 40’lı yılların ahlak eğitimini dini eğitimden ayırma çabalarından eser yoktur.

1979 yılına gelindiğinde Ahlak, liselerin son sınıflarında bağımsız bir ders olarak yer alır. Ahlak dersi için bağımsız ders kitapları yazılır. Ahlak derslerinin programında estetik, sanat, doğruluk, dürüstlük, insan hakları, toplum hayatı, toplumda uyulacak kurallar, vergi vermek vs gibi konular yer bulur. Ancak 12 Eylül 1980 darbesi sonrasında 1982 yılında Ahlak dersleri tamamen kaldırılır. Din dersleri zorunlu hale getirilerek Anayasaya konulur ve Ahlak eğitimi yeniden dinin içine dahil edilerek Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi adı altında bir ders haline getirilir.

Bu yeni dersin içerisinde Ahlaka bakış yansıtan şu ifadeler dikkat çekicidir:

“Hz. Ayşe’ye; Resulullahın ahlakını bize tarif et denildiği zaman Onun ahlakı Kuran’dan ibaret idi cevabını vermiştir.”

Peygamber de kendine Peygamberlik verilmesini “ben ancak mekârimi ahlakı tamamlamak için gönderildim” demiştir.[10]

Yani Ahlak eğitimine din açısından bakılmakta ve doğal olarak “peygamberin kişiliği, aile hayatı, davranışları ve söylemleri” Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi derslerinin temelini oluşturmaktadır.

Bu yaklaşımın daha iyi anlaşılabilmesi için ilköğretim 5,6,7 ve 8.sınıflarda zorunlu olarak okutulan Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi derslerinin konu başlıklarını aktarmanın yerinde olacaktır:

 

5. sınıf konuları:

Allah İnancı, Ramazan ve Oruç, Adap ve Nezaket (yemek öncesi ve sonrası elleri yıkamak, besmele ile başlamak, nimete şükretmek, israfa kaçmamak, ayakta bir şey yememek, ağızı şapırdatmamak, bir şey yerken konuşmamak, kendi önünden yemek), Hz. Muhammed’in Aile Hayatı, Çevremizde Dinin İzleri

6. Sınıf konuları:

Peygamber ve İlahi Kitap İnancı, Namaz, Zararlı Alışkanlıklar, Hz. Muhammed’in Hayatı, Temel Değerlerimiz

7. sınıf konuları:

Melek ve Ahiret İnancı, Hac ve Kurban, Ahlaki Davranışlar (sorumluluk, dürüstlük, dostluk, sevgi, öz denetim, saygı, yardımseverlik, dürüstlük, vatanseverlik), Allahın Kulu ve Elçisi Hz. Muhammed, İslam Düşüncesinde Yorumlar

8.sınıf konuları

Kader İnancı, Zekat ve Sadaka, Din ve Hayat (inanç esasları, ibadetler, toplumsal ilişkiler, ahlak ilkeleri), Hz. Muhammed’in Örnekliği, Kuranı Kerim ve Özellikleri.

 


Ahlak yeniden din ile özdeşleştirildi. İslam dininin peygamberi “ahlakın timsali” olarak gösterildi. Peygamberin eşlerinden olan Aişe’nin söylediği “Ahlak denilince Hz. Muhammed’i örnek almalıyız”

Bu tabloya baktığımızda konuların % 80’i din, % 20’si ahlak ile ilişkilendirilmekte olduğunu görürüz. Ahlak eğitiminin konusu olabilecek % 20’lik kısmın da yarısından çoğunun din ile anlatıldığı ortaya çıkmaktadır.

 

SONUÇ:

Ahlak insancıl değerlere sahip olmadır. Bu yönde davranışlar geliştirmedir. Bunu ister eğitim, ister aile, ister din, ister hukuk yoluyla verilmeye çalışılması toplumun tercihidir.

Ancak Osmanlı Devleti’nin son zamanlarında okullarda okutulması gündeme getirilmiş olsa da iyi bir Müslüman olmak Ahlaklı olmak için yeterli sayılmıştır. Yani Ahlak eğitiminin bağımsız bir ders olarak okutulmasına gerek görülmemiş, bunun yerine “Ulûm-u Diniyye” adı altında İslam din dersleri okutulmuştur.

Cumhuriyet yönetimi Ahlakın okullarda ders olarak okutulmasını uygun görmüş, maarif şurasında komisyon kurdurarak Ahlak derslerinin programını oluşturmuştur. Ahlak derslerinin liselerde okutulmasına yönelik çabalar olumlu sonuçlar vermemiş, ahlakın konusu olacak hususlar Felsefe, Sosyoloji, Tarih, Yurttaşlık Bilgisi, Vatandaşlık ve İnsan Hakları gibi derslerin içerisine serpiştirilmiştir.

MEB’in bir Ahlak Konferansı düzenleme girişimi COVİD19 salgını nedeniyle ertelenmiş olsa da yine gündeme getirilecektir. Bu konuda başta eğitim sendikaları olmak üzere tüm toplum kuruluşlarının hazırlıklı olması gerekmektedir.   

 



[1] Ahmet Hamdi Aksekili; Ahlak Dersleri Öğüt Matbaası Ankara 1924

[2] Ahmet Naim; Ahlakı İslamiye Esasları Amedi Matbaası İstanbul 1310 (1894)

[3] Ömer Nasuhi; Nazari ve Ameli Ahlakı İslamiye Dersleri Ahmet Kamil Matbaası İstanbul 1928

[4] Mustafa Namık; Ahlak Lise Kitapları III. Sınıf, Devlet Matbaası İstanbul 1930

[5] Tasviri Efkâr; 25 Şubat ve 4 Mart 1943

[6] Halit Aksan; Ortaokul Yurttaşlık Bilgisi II, sayfa 15-16, Ders Kitapları AŞ, İstanbul 1966

[7] İsmail Aydın; TÖB-DER TARİHİ s….. Eğitim SEN Yayınları Ankara 2016

[8] T. Yılmaz Öztuna; Tarih Lise III, s.363-366, MEB Devlet Kitapları Ankara 1976

[9] Oysa, Yavuz Selim Karakışla’nın Başbakanlık Osmanlı Arşivinden çevirerek yayınladığı belgede fuhuşun Birinci Dünya Savaşı’ndan önce de var olduğunu görmekteyiz. Belgede şöyle denilmektedir:  İstanbul Emniyet Müdürü 16 Ağustos 1910 tarihinde Emniyet Genel Müdürlüğüne başvurarak “gerek mahalle aralarında ve gerek sokaklarda icra-yı fuhş ve rezalet ile efkar-ı terbiye-i umumiyeyi müteessir eden kadınların Askeri Dikimevlerinde işçi olarak çalıştırılmalarını istemiştir.” (Yavuz Selim Karakışla, Eski Hayatlar Eski Hatıralar - Osmanlı İmparatorluğu’nda Belgelerle Gündelik Hayat (1760-1923) s.301, Doğan Kitap, İstanbul 2015  

[10]mekârimi ahlak : iyi ahlak anlamında