eleştirel pedagoji

Journal of Critical Pedagogy
  • https://www.facebook.com/elestirelpedagojidergisi
  • https://www.twitter.com/elestirelpedagoji

66 Teknolojili Ekonomide Özne Olabilme Hali/Pınar Yazgan

 

Teknolojili Ekonomide Özne Olabilme Hali

Pınar Yazgan[1]

Giriş

Tarihi bir sürece şahitlik ediyoruz. Kendimi sık sık bu günleri gelecek nesillere nasıl aktarırım, diye düşünürken buluyorum. Ancak muhtemelen gelecek kuşaklar için takvim diliminde bir zaman aralığı şeklinde görünecek bu sürecin her saniyesi, yeryüzünde birilerinin acıya tanıklık ettiği gerçekliğini içinde barındırıyor. Yaşam alanlarımız sınırlanıp bütün iletişimin ince bir ekran ve ötesine hapsolduğu bir filmin figüranları gibiyiz adeta[2]. Filmin ne zaman sona ereceği ya da bizim filmi nasıl sonlandıracağımız bilinmiyor şimdilik.

Bu edilgenlik halinin gün yüzüne çıkışının, teknolojinin yaşamımızın farklı alanlarında belirgin şekilde görünür olmasına kadar gittiğini söyleyebilmekteyiz. Lübnanlı yazar Amin Maalouf’un “Çağımızın en ağır basan özelliği, tüm insanları bir bakıma göçmen ya da azınlık haline getirmek değil mi? Hepimiz köklerimizin dayandığı topraklara hiç benzemeyen bir evrende yaşamaya zorlanıyoruz; hepimiz başka diller, başka ağızlar, başka işaretler öğrenmek zorundayız..”[3]  satırlarında da bahsettiği gibi artık bizlerin bulunduğumuz çağda yaşayabilmek adına bambaşka yeterlilikler de edinmemiz kaçınılmaz gibi durmaktadır. Başlangıçta insan yaşamını kolaylaştırmak adına yola çıkan teknolojiyle insan ihtiyaçları arasında nasıl bir bağ kurulduğu, bu teknolojiden toplumun nasıl yararlanacağı da incelenmesi gereken konulardandır. Dickson’un (1992) da belirttiği gibi yalnızca bir toplum tarafından kullanılan alet ve makinelerle sınırlı olmayıp bunların kullanımıyla gerçekleşen ilişkileri de kapsayan teknoloji, toplumsal açıdan pek çok alanın değişip dönüşmesinde de etkili olmuştur.

Bu çalışmada, pek çok alanda etkisi görülen teknolojinin ekonomik açıdan üretim, tüketim, dağıtım ve işgücü niteliğine etkisi eleştirel bir bağlamda ele alınmaya çalışılacaktır.

 

Teknolojinin Üretim Alanına Girişi

Geçmişten bugüne pek çok alanda kullanılan teknolojinin, değiştirici gücünün yoğun şekilde hissedilmesi sanayileşmeye kadar gitmektedir. Sanayi Devrimiyle birlikte, el üretimi, makinelerin yoğunluklu olduğu endüstriyel üretime yerini bırakmış, daha önce evlerde, atölyelerde sürdürülen üretim fabrikalarda yapılmaya başlanmıştır. Bu köklü değişim üretimdeki örgütlenme üzerinde yeniden düşünmeye sebebiyet vermiştir. 20. yy’ın başında Taylor tarafında ortaya konan ‘Bilimsel Yönetimin İlkeleri’ adlı eserde üretim organizasyonunun bilimsel olması gerektiği vurgulanmıştır. Taylorizm’in başlıca üç ilkesi mevcuttur. Birincisi, emek sürecinin işçinin vasıflarından kurtarılması ve böylece emek sürecinin zanaattan, gelenekten ve işçinin bilgisinden bağımsız kılınmasıdır. İkincisi, kafa emeğinin fabrikadan uzaklaştırılması ve planlama ya da tasarlama bölümünde merkezileştirilmesidir. Üçüncüsü ise, işçinin yapacağı her işin yönetim tarafından önceden planlanması ve yapacakları görevin buyruklar aracılığıyla ayrıntılı olarak işçiye iletilmesidir (Braverman, 2008, s. 126-133). Makine kullanımıyla birlikte koşullar değişmeksizin daha fazla ürün üretimi, yani emek üretkenliği artmaktadır. Makineye ait bu özellik işçiden beklenmeye başlanmıştır. İşçiler üretimde kendi bilgileri ve tercihlerini kullanmak yerine, çalışma hızı belirlenmiş bir makinenin ya da makineler sisteminin temposu ve ritmi uyarınca hareket etmek zorundadır (Savran, 2007). Üretimin fabrikalaşmasıyla işin bilimsel örgütlenmesini anlatan Taylorizmle birlikte işin bant sistemiyle sürdürülmesini söyleyen Fordizm uygulamaya konulmuştur (Beaud, 2003, s. 200-201). Bu sistemle işler küçük parçalara bölünmekte, işçiler bir hat boyunca sıralanmakta ve uzmanlaşma sayesinde daha verimli bir üretim elde edilmektedir. Kapitalist bir ekonomide makinelerin üretim biçimini ve işçinin üzerindeki tahakkümünü Charlie Chaplin’in (Şarlo), 1936 yılında yaptığı “Modern Zamanlar” filmi çok iyi bir şekilde özetlemektedir. Filmde Şarlo, bant şeklindeki üretim araçlarının başında aynı işi durmaksızın tekrarlayıp dişlilere takılmakta ve adeta dişlinin bir parçasına dönüşmektedir.

Üretimde verimliliğin düşmesiyle daha hantal bir üretim sistemi olan Fordist üretim yerine piyasanın ihtiyaçlarına daha hızlı esneklikte cevap verecek Post-fordistüretim örgütlenmesine gidilmesi gündeme gelmiştir. İşleyebilmek için değişim ve hareketliliğe ihtiyaç duyan kapitalizmde yeni üretim metotları, yeni üretim maddeleri, yeni pazarlar çok önemli bir görev görmektedir. Schumpeter, (2010) bu değişimleri ve kapitalist gelişmeleri ‘yaratıcı yıkım’ süreci olarak ifade etmektedir ve teknoloji, kapitalizmin yenileyicisi olarak sürekli üretilmesi gereken bir gelişim dinamiğidir. Bu dönemde de programlanabilir makinaların geliştirilmesiyle endüstriyel robotlar üretime sokulmuş, böylece üretim tüketici tercihlerine cevap verebilecek biçimde esnek bir yapıda örgütlenmeye başlamıştır (Yentürk, 1993). Son yıllarda ise internetin yaygınlaşması ve robotik teknolojilerin artması sonucu insan emeğinden çok otomasyon sistemine geçilme konusuna yoğunlaşıldığı görülmektedir. Yapay zekâ, üç boyutlu yazıcılar, robotik sistemler, nanoteknoloji alanlarında yaşanan gelişmelerin sonucunda nesnelerin internet bağlantısı aracılığıyla diğer nesnelerle iletişime geçebildiği “akıllı” üretim dönemiyle (Aksoy, 2017) insanların olmadığı fabrikalarda iş ve işlemler yapılabilmektedir. Bugün Amazon Go[4] gibi market uygulamaları, kasiyer ve çalışanların olmadığı, insan emeğinden ziyade tamamen yapay zekayla kontrol ve alışverişin yürütüldüğü uygulamalara örnek olarak gösterilebilmektedir.

Teknolojinin Emeğin Niteliğine Etkisi

Kapitalist üretim sistemlerinde teknoloji ve meydana gelen dönüşümler emeğin niteliğinde de değişimlere neden olmuş vasıf tartışmalarını beraberinde getirmiştir. Ürünün planlanmasından, ortaya konulmasına kadar bütün sürece dair bilgi ve birikimini ortaya koyup iş üzerine takdir yetkisini de ifade eden vasıf kavramı, üretimin değişmesiyle biçim değiştirmiştir. Genelde zanaatkarlıkla anılan vasıfta zanaatkar, çıraklıktan bu yana işin başında bulunup bütün üretim aşamalarının bilgisine sahip olmaktadır (Gidden, 2008). Üretim sürecinin bütününe dahil olan zanaatkarlıkta kafa-kol emeği ayrımı olmazken, Taylorizm etkisi sonucu üretimin parçalı hale gelmesiyle bu bütünlüğün ortadan kalktığı söylenebilmektedir. Makinenin bir uzantısına dönüşen işçi aynı işi tekrar ettiği için giderek yaratıcılığını da yitirmeye başlamaktadır. Marx’ın (2011) “...Sadece özel parça işler farklı bireyler arasında dağılmakla kalmaz, bireyin kendisi de bölünür, bir parça işin otomatik motoru haline gelir…” sözlerinden de anlaşılacağı üzere önceden üretim sürecinin tamamının bilgisine sahip olan zanaatkar zamanla bu vasıflarını kaybetmeye başlamaktadır. Emeği basitleştirilen işçinin üretimin planlamasında etkisi kalmamaktadır. Bu şekilde zihin emeği kol emeği ayrışması sonucu yöneten-yönetilen sınıflar ortaya çıkmaktadır (Ansal ve Satlıgan, 1994, 48). Taylorizmin görünür hale getirdiği bu sınıf farkını 1927 yapımı Metropolis filmi bizlere çok çarpıcı bir şekilde göstermektedir. Filmde emeğin parçalanması sonucu üretimin planlayıcısı yani beyni olan kesimler, zamanla makine başında üretimin tek boyutunu gerçekleştiren işçilerden ayrışmakta bu durum yaşam alanının genelinde hissedilmektedir. Filmde, kentin en güzel, havadar kısımlarında egemenler yaşarken, yerin altında, köleler gibi yaşayan ve başında çalıştıkları makinelerle büyük bir ritmik bütünlük ve ahenk kurmuş olan işçiler bulunmaktadır (Roloff ve Seeblen, 1995:142). Taylorizm etkisiyle emek süreci planlanıp standartlaşırken üretim esnasında vakit kaybını önlemek adına Fordist üretim örgütlenmesi devreye sokulmuş, makinelerin ve makinelerle birlikte işçilerin konumlanması yeniden düzenlenerek zaman kaybını en az düzeye indiren bant sistemi ile verimlilik sağlanmıştır (Buyruk, 2013, s. 36). Bu şekilde üretimde artış sağlanırken işçiler vasıfsızlaştırılmıştır. Ancak zamanla işletmelerin kar oranlarının düşmesinin ve enerji yoğun üretimin yarattığı ekonomik zorlukların üretimde Post-fordist döneme geçişin önünü açtığı söylenebilmektedir. Post-fordizm, özellikle 1970 sonrası ortaya çıkan yeni sistemi anlayabilmek için Neo-Schumpeteryan, esnek uzmanlaşma ve düzenleme okulu yaklaşımlarının örgütlenmelerinin genel adıdır. Dikmen’e (2015, s. 216)göre bu okulların ortak özellikleri:

1970’li yıllarda ortaya çıkan krizden sonra Fordist birikim modeli ve refah devleti uygulamalarının olanağının kalmadığı, yığın üretim ve yığın tüketim eğilimlerinin daralma eğilimine girdiği, merkezi kapitalist ülkelerin güdümünde yaşama olanağı bulan büyük sanayi komplekslerinin bu yeni dönemde gücünü yitirdiği, standartlaşmış ucuz ürünler satan yığın üretim/tüketim pazarlarının daraldığı, yarı vasıflı mavi yakalı işçilerin öneminin azaldığı bunun yerine vasıflı teknik işler yapan ve çoğu beyaz yakalı konumundaki çalışanların önemli hale geldiği, refah devletlerinin ve kitlesel tüketimin sonucu olan tam istihdam hedefinin büyük bir tehdit altında olduğu, sistemin merkezinde yer alan ulus devletlerin ve kitle partilerin önemsizleştiğini vurgulamalarıdır.

Post-fordist dönem; yeni enformasyon teknolojileri ile üretimin daha esnek yapıya kavuştuğu, iş organizasyonu ve emek sürecinin daha özerk hale geldiği, fabrika temelli endüstrinin bilgisayar ve otomasyon temelli bir sahaya kavuştuğu, ürün çeşitliliğinin ve tüketicinin seçim olanaklarının arttığı bir dönemdir (Altay, 2017). Bu dönemde bilgisayar destekli üretim ve denetim artmış, üretim alanı fabrikalarla sınırlı kalmamış, hizmet sektörünün emek üretim sürecinde görünürlüğü belirginleşmiştir. Süreçte, üretim araçlarını denetim altında tutan sermaye, doğrudan olmasa da daha belirgin ve etkin bir ağ sistemiyle egemenliğini kurmuştur (Aydoğanoğlu, 2011, s. 75-76). İletişim teknolojilerinin gelişimi emek gücünün bilgisini değersizleştirmiş ve iş bilgisi programlanmış bu makinelere bağımlı hale gelmiştir.  Sennett’in‘Karakter Aşınması’ adlı eserinde vermiş olduğu ekmek fırını örneği bunun daha da iyi anlaşılmasını sağlayacaktır: Fırınlarda çalışan işçilerin çok azı ürettikleri ekmeği görebilmekte, bir düğmeye basarak farklı farklı ekmek üretebilmektedir. Ekmek yapma fırınlarında çalışan işçiler, teknolojinin üretim alanına girmesiyle ekmeğin nasıl üretildiğini unutarak tamamen bilgisayara bağlı hale gelmektedirler. Ekmek yapma bilgisinden uzaklaşıldığından dolayı fırında ekmek yapımı için programlanmış makinelerde ortaya çıkan bir arıza ekmek üretimini durdurmaktadır. İşçiler, makineler bozulduğunda onu elle tamir etme veya elle ekmek yapma becerisine sahip olmadıkları için şirketlerce fabrikalarda ucuz işgücü olarak çalıştırılabilmektedir (Ulutaş, 2017).

Yüksek teknolojinin Fordist dönemde ortaya çıkan vasıfsızlaşmanın önüne geçeceği beyaz yakalı ve mavi yakalı ayrımını ortadan kaldıracağı iddiaları mevcutken Dikmen’in (2015), “Yüksek teknolojinin iş gücünün vasıf ve kabiliyetini artıracağı gerçeği yansıtmamaktadır. Gelişmiş teknoloji ve bilgisayar sistemleri iş gücünün emeğine yabancılaşmasını engellememektedir. Ayrıca gelişen teknoloji işgücü üzerindeki kontrol ve denetimi artırmakta, katı hiyerarşiyi yeniden üretmektedir” ifadelerinden de anlaşılacağı üzere edinilen her teknik bilginin, hızlı teknolojik gelişmeyle âtıl olması bu vasıfsızlığı sürekli duruma düşürmekten öteye gitmemektedir. Apple’a (2006, s. 186) göre de vasıfsızlaş(tır)ma, karmaşık bir süreç olarak işlemekte ve yeniden vasıflandırma süreciyle birlikte gerçekleşmektedir. Çünkü değişen teknolojiyle birlikte gelişen her yeni iş bölümü bir grup işçinin yeni vasıflar geliştirmesini gerektirirken, büyük oranda vasıfsız çalışanların sayısı artmaktadır (Buyruk, 2018).

Post-fordist üretimle çeşitli açılardan esnekleşme tartışmaları da ortaya çıkmaktadır. Üretimde esnek uzmanlaşma, çok çeşitli malların genel amaçlı makineler kullanılarak değişen şartlara kolaylıkla uyum sağlayan işçilerce karşılanmasıdır. Bu şekilde üreticilerin ürettikleri hakkında bilgisi oldukça sınırlı olabilmektedir. Yine gelişen bilgisayar teknolojisiyle üretilecek asıl ürün, parçalı hale getirilmiş bu parçalı ürünler küçük firmalarda üretilmeye başlanmıştır. Bu durum esnek üretimi doğurmuştur. Küçük firmalarda çalışan iş gücü, sendikasızlık ve sosyal güvenlik sorunlarıyla yüz yüze gelmiştir. Ana firmada sosyal haklarda ilerleme olsa bile küçük firmalarda tam bir emek sömürüsü söz konusudur (Belek, 1999, s. 17). Bu şekilde üretim, sermayenin artı değeri arttırmasıyla doğrudan ilişkili olduğu için bunu sağlamak için ucuz iş gücünden, çocuk işçiliği, kayıt dışı çalışma gibi sosyal ve ekonomik yönlü sömürü biçimleri ile anılması kaçınılmaz olmaktadır. Yine esnek üretim esnek çalışma saatleri anlayışını da doğurmuştur. Esneklikle, çalışma süresi ve boş zaman arasındaki sınırların belirgin olmaktan çıkması ve ikisinin birbirinin alanına rahatlıkla girebilmesini ifade etmektedir (Savran, 2007, s. 165-166). Esnek çalışma modelinde fabrikalardaki üretim modeline haps edilmeyen kişiler sahte bir özgürlük duygusuna kapılabilmektedir. Çalışanların çalışma saatlerini kendisi seçebiliyormuş gibi görünse de istenilen her an “ulaşılabilir” olması gerekmektedir. Nitekim bugün salgın nedeniyle evlerinde çalışmak durumunda kalan pek çok kişinin bu ayrımı büyük oranda yitirdiği görülmektedir. Bu şekilde hayatın işe, işin hayata dönüştüğü sistem yeni bir öznellik biçimini gerekli kılmaktadır (Özmakas, 2018). Sermayece bütün yaşama el konulması fikri kontrol mekanizmalarını da güçlendirebilmektedir. Üretimin merkezsizleşip her yerde yapılıyor olmasının denetimi merkezi hale soktuğu söylenebilmektedir. Örneğin çalışanların giriş-çıkışları yemek, mola saatleri yeni ağ sistemleriyle kontrol ediliyor olmaktadır. Bu durumda denetim için gerekli olan teknolojikleşmenin, tercihten öte zorunluluk barındırdığı söylenebilmektedir.

1990’dan bu yana bilgi teknolojilerinin işletmelerde yaygın olarak kullanılması dijitalleşme süreci olarak değerlendirilmektedir. Bu dönem bilginin aktarılması ve üretilmesinde dijital teknolojilerin etkinlik kazanması olarak bilinmektedir (Kevük, 2006).  Bunun yanı sıra dijitalleşme, robotların üretimde kullanılması, akıllı fabrikalar gibi son zamanlarda teknolojide meydana gelen değişimlerin istihdamı azaltıp kitlesel işsizliğe yol açacağı konularını gündeme taşımıştır. Ekonominin temel unsurları, üretim, tüketim, dağıtım ilişkileri bu bilgi temeli doğrultusunda yeniden tanımlanmaktadır (Kevük, 2006). Ancak bu iletişim teknolojileri zamanla mal ve hizmetlerin bir parçası haline gelmektedir. Çağa uygun iletişim altyapısına sahip olmak demokratiklik yanılsaması doğursa da bu ağların birkaç büyük şirketin kontrolünde olduğunu bilmek gözümüzün önündeki perdeyi kaldırmayı kolaylaştırabilecektir. İletişim ve bilgi alanında artan teknolojik gelişmeler ve bunların kullanımı ekonomi ve toplumsal alanlarda da farklılığı yansıtmak açısından “bilgi ekonomisi” ve “bilgi toplumu” gibi yeni kavramlar doğurmuştur. Bilgi ekonomisi, tekel kazançlarını artırmak ve uluslararası rekabette avantaj sağlayabilmek için fikri mülkiyet hakları olarak ortaya çıkarken, bilgi toplumunun ise kamusal alanın ve kişisel gelişimin artması amacıyla kamusal erişimin artırılmasına dönük olduğu vurgulanmaktadır (Jessop, 2005, s. 286, Akt. Altay, 2017). ‘Kişilerin istediği bilgiye erişimi’ şeklinde ifade bulan bilgi toplumunun gerçek anlamda kişilere bu imkânı sunup sunmadığı tartışma yaratmaktadır.  Sunulan seçenekler konusunda yapılan sınırlandırma, kişileri istediklerine erişiyor yanılsamasına düşürebilmektedir. Bilginin üretim ve dağıtım tekelini elinde bulunduranlar, bireylerin her bilgiye değil, tekelci düzen içerisinde onun önüne sunulan bilgiye erişmesini beklemektedir. Bireylere sunulan bu bilgiler ise mevcut düzenin korunması açısından işlevsel bir görev üstlenmektedir (Buyruk, 2018). Dolayısıyla bilginin kişilerin isteklerinden çok mevcut sistemin korunmasına hizmet ettiği söylenebilmektedir.

İçinde bulunduğumuz çağı ileri sanayi toplumu diye niteleyen HerbertMarcuse, tekellerce belirlenen seçeneklerin arasından yapılan seçimlerin bireylere bir özgürlük yaratmayacağını vurgulamaktadır. Bireylere sunulan seçeneklerin kişileri zamanla hep aynı yaşamlara itip onları “Tek Boyutlu İnsan” yaptığını belirten Marcuse (1986), buna teknoloji ve makineleşmenin yüceliğine bireylerin koşulsuz inandırılmasıyla ulaşılacağını belirtmektedir. Bu şekilde egemenlerin üretimde verimlilik isteği bireylerin “gönüllü kölelik”[5] göstermesiyle mümkün olmaktadır. Hem üretimi hem de tüketimi yönlendirilebilen bireyler sistemin sermayenin isteği doğrultusunda sorunsuz bir şekilde işlemesini sürdürebilmektedir.

Sonuç

Tarihin her döneminde üretim alanında kullanılan teknolojiyle sermayenin artı değerini artırmayı amaçladığı görülmektedir. Bu istek her dönemde farklı örgütlenme biçimleri ve işgücü nitelikleri talebini beraberinde getirmiştir. Sanayi Devrimi’nden sonra el üretimi yerine üretim, fabrikalarda, makinelerle gerçekleşmeye başlamıştır. Bu köklü değişim üretimde yeni bir örgütlenme kabulünü getirmiş ve Taylorist model uygulamaya konulmuştur. Taylorist üretimle önceden üretim sürecinin tamamının bilgisine sahip olan zanaatkarların vasıfları azalmış, zanaatkarlar sadece tek bir işin bir ya da birkaç parçasını yapar olmuşlardır. Zamanla ortaya çıkan kafa- kol emeği ayrımı, üretimin planlanması ve denetlenmesinin yönetici sınıflarca yapılmasını doğurmuş işçilerin bu alanda söz sahipliği kalmamıştır. Yine Fordist bant modeliyle üretim esnasında zaman kaybı ortadan kalkmıştır. İşçiler adeta makinelerin birer parçası haline dönüşmüştür. Fordizmintaleplere cevap vermekte yetersiz kalması sonucu üretimde Post-fordizme geçilmiştir. Post-fordizm taleplere anında cevap verecek esnek üretim anlayışını beraberinde getirmektedir. Bilgisayar ve iletişim teknolojilerinin yaygınlaşmasıyla gelişen ağ sisteminde esneklik; eksik uzmanlaşma, esnek çalışma saatleri, çalışmada merkezsizleşmeyi doğurmuştur. Ancak üretimin merkezsizleşmesi kontrol konusunu merkezi bir boyuta taşımıştır. Gelişen teknolojiyi kullanma zorunda kalan çalışanlara istenilen saatlerde ulaşabilme durumu boş zaman olgusunu ortadan kaldırmıştır. Bu şekilde adeta hayatlar işe, iş hayata dönüşmüştür. Sermayenin istediği üretim ve tüketimin gerçekleşmesi için üretecek ve tüketecek öznelerin inşası kontrol edilebilirlik sayesinde gerçekleşmektedir. Çalışanlar istenilen şekilde üretmekte, işlerini kaybetme korkusu nedeniyle kendilerini ve bilgilerini yenileyip gerekli teknolojileri kullanmayı öğrenmektedir. Ancak bu öğrendiği bilgi, belli bir zaman sonra güncelliğini yitirdiği için tekrar vasıfsız olma haline itilmektedir. Yine günümüzde robotlar ve akıllı fabrikalar da benzer tehditleri barındırmaktadır.

Bugün yaşamımızda teknolojinin varlığı ve etkileri yadsınamaz durumdadır. Tarih boyunca bilgiye ve teknolojiye sahip olanlar egemenliklerini sürdürmek ve yeniden üretmek için teknolojiyi kullanmaktadır. Bugün toplumsal dönüşümün nedeni teknolojiymiş gibi gösterilse de aslında bu dönüşümler emek ve emekçiler sayesinde gerçekleşmektedir. Dolayısıyla teknolojiyi, üretim gücünün bir bileşeni olarak görüp onu, emeğin dönüştürücülüğünü görünür kılmak adına kullanmak özneler için söz konusu olmalıdır. 

 

Kaynaklar

Altay, S. (2017). Post-fordizm ve Kamu Yönetimine Yansımaları. (Yüksek Lisans Tezi). Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara.

Aksoy, S. (2017). Değişen Teknolojiler ve Endüstri 4.0: Endüstri 4.0’ı Anlamaya Dair Bir Giriş. SAV Katkı, 4, 34-44.

Ansal, H. ve Satlıgan, N. (1994). İşçi Sınıfının Öncü Rolü: Teknoloji ve İşçi Sınıfında Değişim. İstanbul: Alan Yayıncılık.

Apple, M. W. (2006). Eğitim ve iktidar (Çev. Ergin Bulut). İstanbul: Kalkedon Yayınları.

Aydoğanoğlu E. (2011). Emek Sürecinin Dönüşümü. Ankara: Kültür Sanat-Sen Yayınları.

Beaud M. (2003). Kapitalizmin Tarihi. Ankara: Dost Yayınevi, 1.baskı.

Belek, İ. (1997). Postkapitalist Paradigmalar. İstanbul: Sorun Yayınları.

Braverman H. (2008). Emek ve Tekelci Sermaye. İstanbul: Kalkedon Yayınları.

Buyruk, H. (2013). Türkiye’de Öğretmen Emeğinin Tarihsel Dönüşümüne İlişkin Ekonomi-Politik Bir Çözümleme. (Yayımlanmamış doktora tezi) Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü, Ankara.

Buyruk, H. (2018). Gelişen Teknolojiler, Değişen İşgücü Nitelikleri ve Eğitim. OPUS Uluslararası Toplum Araştırmaları Dergisi8(14), 22-22.

Dickson, D. (1992). Alternatif teknoloji (Çev. N. Erdoğan). İstanbul: Ayrıntı Yayınları.

Dikmen A.A. (2015). Makine İş Kapitalizm ve İnsan. Ankara: Nota Bene Yayınları, 3.Baskı.

Giddens, A. (2008). Sosyoloji. İstanbul: Kırmızı Yayınları.

Kevük, S. (2006). Bilgi ekonomisi. Journal of Yaşar University1(4), 319-350.

Maalouf, A. (2004). Ölümcül Kimlikler (Çev. A. Bora). İstanbul: YKY Yay.

Marx, K. (2011). Kapital Cilt 1(Çev. Nail Satlıgan). İstanbul: Yordam Kitap.

Marcuse,H. (1964/1986). Tek Boyutlu İnsan. (Çev. Aziz Yardımlı). İstanbul: İdea Yayınevi.

Özmakas, U. (2018). Biyopolitika: İktidar ve Direniş: Foucault, Agamben, Hardt-Negri. İstanbul: İletişim Yayınları.

Roloff, B. ve Seeblen, G. (1995). Ütopik Sinema, (Çev. Veysel Atayman), İstanbul: Alan

Yayıncılık.

Savran S. (2007). “Yalın Üretim ve Esneklik: Taylorizmin En yüksek Aşaması’’. Devrimci Marksizm 3, s. 131-173.

Schumpeter, J. A. (2010). Kapitalizm Sosyalizm ve Demokrasi. (Çev. H. İlhan). Ankara: Alter Yayınları.

Ulutaş, B. (2017). Teknoloji Üzerine Düşünmek: Yazarlar Seçkisi. Aksoy, H.,H. (Ed.).Ankara: Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi.

Yentürk, N. (1993). Post-fordist Gelişmeler ve Dünya İktisadi İş bölümünün Geleceği. Toplum ve Bilim56(61), 42-57.

 



[1]*A.Ü. Eğitim Bilimleri Enstitüsü Eğitim Yönetimi Doktora Programı öğrencisi ve öğretmen.

[2]Bu genelleme biz ve bizim gibi beyaz yakalıların iyimser tablosu elbette. Bir de görünmeyen başrol oyuncuları var. Yaşamaları için bu fanusun dışına taşmaları gerekenler.

[3]A.g.e. (syf.35)

[4] ABD'deki çevrimiçi perakendeci Amazon tarafından işletilen bir marketler zinciridir. 2020'den itibaren Seattle, Chicago , San Francisco ve New York'ta 26 açık ve duyurulmuş mağaza konumuna sahiptir. Mağazalar kısmen otomatiktir , müşteriler kasiyer tarafından kontrol edilmeden veya otomatik ödeme istasyonu kullanmadan ürün satın alabilirler. https://en.wikipedia.org/wiki/Amazon_Go

 

[5]Marcuse’un (1995) Eros ve Uygarlık kitabında geçen bir kavram.