eleştirel pedagoji

Journal of Critical Pedagogy
  • https://www.facebook.com/elestirelpedagojidergisi
  • https://www.twitter.com/elestirelpedagoji

65 Neil Vallelly (çeviri)

KORONAVİRÜS ON YILI: POST-KAPİTALİST KÂBUS MU YOKSA SOSYALİST UYANIŞ MI?[1]

Neil Vallelly[2]

Çeviri: Alper Hacıoğlu&Nurcan Korkmaz

KAPİTALİZM VE KRİZ

Teknoloji devleri salgının ardından yeni bir distopya, Sosyalizmse umutlu bir alternatif sunuyor. Peki, nasıl bir post-kapitalist dünya ortaya çıkacak?

2020'lere damgasını vuracak olay, ilk birkaç ayda ortaya çıktı.  Çok daha kötü bir şey yolumuza çıkmadığı müddetçe, 2020’ler şüphesiz koronavirüs on yılı olacaktır.

Epistemik bir kırılma, neoliberalizmin görünüşte yerleşmiş mekanizmalarında bir kırılma meydana geldi. On yıllar ve haftalar hakkındaLenin’in sözlerinin tüm makaleleri süslüyor olması sürpriz değil. Birdenbire, hükümet müdahalecileri, zorlaiddiasız serbest pazarlamacıların yerini aldı;kendi göbeğini kendisi kesen ekipler,refah devletçileri tarafından adeta boğuldu;epidemiyologlara ve halk sağlığı profesyonellerine dönüşen dogmatistlerden,uzmanlardan bıktık usandık. Fayda ilkesi bir gecede tamamen değiştirildi. Halkla ilişkiler danışmanlarının, değişim yöneticilerinin ve lobicilerin, küresel bir salgınla mücadelede hiçbir işe yaramadıkları ortaya çıktı. David Graeber'ın deyişiyle, deli saçması işlerin, sonunda hilelioldukları ortaya çıktı. Şimdi artık sağlıklı bir toplum için gerekli olan işleri biliyoruz; hükümetler artık daha fazla –mış gibi yapamayacaklar.

Bu hızlı gelişmeler, 2020'lerin muhtemelen insanlığın geri dönülmez bir şekilde karanlığa indiği veya eşiğinden geri çekildiği anın, yüzyılın tanımlayıcı on yılı olabileceğini göstermektedir. Yeni olan doğmak üzere. Fakat post-kapitalist bir kâbusa mı gidiyoruz, yoksa bu, sosyalist bir uyanışın başlangıcı mı?

Tabii ki, bu senaryoların hiçbiri olmayabilir. Bu makale de Ernest Mandel’in 1976’da Marx’ınKapital’inin ilk cildinin girişindeki “kapitalizmin parlak zamanı bitti” iddiası gibi eskiyip gidebilir. Mandel’in 1960'ların sonları ve 1970'lerin başlarındaki ekonomik ve jeopolitik krizlerin kapitalist hegemonyanın sonuna işaret edeceğine inandığı gibi, çoğumuz 2008 krizinin neoliberal düzenin sonunu hızlandıracağını düşündük. Bununla birlikte, neoliberal düzen yenidenkurgulandı ve sağlamlaştırıldı.

Bir şekilde, liberal Batı'daki iktidardan sonraki iktidar, vatandaşları finans sektörünün değil sosyal harcamaların, ekonomik erimenin birincil nedeni olduğuna ikna etti. Cezalar, acımasız kemer sıkma, yaygın özelleştirme, daha fazla finansallaşmayla demokratik kurumların ve sosyal refahın dağılması oldu. Bazı eleştirel kuramcılar bunu, Pierre Dardot ve Christian Laval'ın “Never-Ending Nightmare” adlı son kitaplarında söz ettikleri gibi “halka karşı savaşparadigmasını açıkça benimsemiş” “yeni neoliberalizm” olarak adlandırdılar.

Koronavirüs salgınının halka karşı daha da kanlı bir savaşa, 2008 sonrası önlemlerin neredeyse Keynesyen görünmesini sağlayacak vahşi bir kemer sıkma biçimine yol açması ihtimali de vardır.

Ancak, bu salgın pek çok yönden 2008 krizinin tersyüz edilmesidir. 2008 krizi, ekonomiye ve daha sonra genel olarak topluma süzülen, finansal sistemden kaynaklanmıştı. Kuşkusuz felaketle sonuçlanan toplumsal ve maddi sonuçlara yol açmıştı, ancak başlangıçta kriz, gündelik hayattan kopuk,finansal piyasalarda vuku buluyormuş gibi görünen, bir soyutlama idi.Ancak, koronavirüs salgınının kökeni, küresel kapitalizm tarafından inşa edilen biyoloji olsa bile- tarım uygulamaları ve canlı hayvan taşımacılığı ve pazarları ile biyolojiktir- ilk etkileri fiziki yerlerde ve insan bedenlerinde kendini göstererekmekânsal ve sosyaldir,Buradan ekonomiyi ve nihayetinde finansal sistemi etkilemeye devam ediyor.

Virüs, hükümetleri biyososyal alanı korumak için ekonomiye müdahale etmeye zorluyor, hâlbuki 2008 yılında finansal sistemi korumak için bu alanı ağırlık olarak görüp boşaltmışlardı.Virüs, böylelikle,neoliberal uzlaşının merkezinde bir gerginlik yaratabilir; burada, kırk yıldan uzun bir süredir yıkılan müdahaleci politikalar, ekonomiyi ve finansal sistemi yıkımdan kurtarabilecek tek politikalardır. Ancak bunu yaparken, bu politikalar temel olarak ekonominin şeklini değiştirebilir. Artık neoliberaller tarafından öngörülen serbest piyasa ekonomisi değil - hiçbir zaman gerçekten hükümet müdahalesinden “bağımsız” olmamasına rağmen- sadece kısa bir süre için bile, olsa devlet tarafından düzenlenen bir ekonomi söz konusudur.

Coronavirüs bu nedenle son kırk yılda neoliberalizmi besleyen diğer krizlerden oldukça farklıdır. Politik iktisatçı William Davies ile koronavirüs salgınını “kapitalizmin bir krizi olarak görmek yerine, daha çok yeni ekonomik ve entelektüel başlangıçlara izin veren bir tür dünya yaratma durumu olarak anlaşılabilir”konusunda hemfikirim. Buradaki amacım, bu “dünya yaratma durumunun” geleceği imha mı edeceğini, güvence altına mı alacağınıyoksa onuküreselleştireceğini mihayal etmektir.

Bu bakımdan bir tür düşünce deneyi yapıyorum.  Bu, karşılıklı olarak münhasır olmayan, salgın sonrası senaryoları özetleyerek (kapitalizm sonrası ve sosyalizm) 2030'un nasıl görünebileceğini belirleme çabasıdır.Bu senaryoların hiçbiri gerçekleşmeyebilir, ancak küresel toplumun koronavirüs salgını sonrasında kaçınılmaz olarak ortaya çıkacak radikal dönüşümünü vurgulamak için onlara odaklanıyorum. Dahası, hem post-kapitalizm hem de sosyalizm, salgın öncesi dönemde gizli olasılıklardı, nihayet öldüğünde neoliberalizmin bıraktığı boşluğu doldurmak, Milton Friedman'ı hatırlatmak, için “ortalıkta dolaşan” fikirlerdi.

2010’LAR: POST- KAPİTALİST HAYALLER

“Dünyanın sonunu hayal etmek kapitalizmin sonundan daha kolay” sözü, Sovyetler Birliği'nin çöküşünden bu yana birçok solcu teorinin merkezinde yer almıştır. Kapitalist gerçekçilik çoğumuzu sol kaderci ve iktidarsız hale getirdi. Ancak bu sis 2010'larda yavaşça kalktı. İşgal hareketi, Bernie Sanders, Jeremy Corbyn, Syriza - kısaca - Hong Kong'dan Şili'ye protestolar, kapitalizmin sonunun gelip gelmediğini ve dünyanın gerçekten düşündüğümüz kadar karışıp karışmadığını merak etmemize yol açtı.

Bu daha umutlu gelişmelerin yanı sıra, dijital iletişim teknolojilerinin hızlı gelişimine, veri toplama ve analizlere, seçim müdahalelerine ve Batı'da antidemokratik ve etno-milliyetçi siyasetin yükselişine tanık olduk, bu da bize kapitalizmin daha da kötü bir şeye dönüşüp dönüşmeyeceğini sorgulattı.

Neoliberal dönüş kapitalizmi bir ölüm sarmalına hapsetti. Emek, ya otomatik, sonsuz veya güvencesiz hale gelmişya da insanlığın yerini almak, aşırı yükleme yapmak veya onu yoksullaştırmak için bir araç olarak kullanılmıştır. Bilgi, tekno-bağımlı vatandaşlar tarafından farkında olmadan çıkarılan yeni meta formu haline geldi. Ve para, maddi metaların üretiminden tamamen ayrılmış finansal sistemdekiparaya dönüştü. Bu koşullar, kırılgan ve çökmüş bir sistemin resmini çizdi. Değer, hem her yerde üretildi hem de hiçbir yerde üretilmedi.

Kapitalizmin sonu tekrar bir olasılık haline geldiğinde, post-kapitalizm teorisi 2010'larda bu gelişmeleri teorileştirmek için yararlı bir araç olarak ortaya çıktı. Paul Mason’un Post Capitalism (2015) adlı kitabı, çalışma sonrası birçok tezle desteklenen mihenk taşı oldu. Bu teorisyenler şöyle sorular sordular: kapitalizm yaygın tekelleşme, finansallaşma, özelleştirm, özgür ve görünüşte sonsuz bilgi ve hizmetler arasındaki çelişkinin üstesinden nasıl gelir? Çağdaş insanın yaptığı işlerin çoğu anlamsız hale geldi ve sosyal değerden koptu mu? Makineler bizim için bunu yapabiliyorken gerçekten belirli bazı işleri yapmamız gerekli mi? Telefonlarımızı, bilgisayarlarımızı, akıllı saatlerimizi ve benzerlerini kullandığımız “boş zamanlarımızda” asalak parazit şirketler ve hükümetler için daha mı değerliyiz?

Post-kapitalistler için, kapitalizmin uyum sağlama kapasitesi yirmi birinci yüzyılın başlarında tükenmiştir. Otomasyon, teknoloji ve bilginin, neoliberal küresel kapitalizme gömülmüş yeni bir sosyal sistemin embriyoları olduğunu iddia ediyorlar: Fakat post-kapitalist teorisyenler genellikle bu embriyoların potansiyeli konusunda hemfikir değiller. Belki de bu teorisyenleri, kabaca, iki ana gruba ayırabiliriz: iyimserler ve kötümserler.

İyimserler - örneğin, Paul Mason, Aaron Bastani ve Nick Srnicek ve Alex Williams - Wikipedia, dijital iletişim ağları, Nesnelerin İnterneti, veri paylaşımı ve yapay zeka gibi açık erişim platformlarının bizi eşitlikçi ve ekolojik olarak sürdürülebilir bir otomasyon (post-work) toplumuna götürebileceğini ileri sürüyorlar. Bu teorisyenler otomasyon, dijitalleşme ve işsizliğin etkilerine direnmek yerine onları hızlandırmamız gerektiğini öneriyorlar.

Bunu yaparken, kapitalizmin oto-bağışıklığını açığa çıkarıyoruz, çünkü kapitalizmin şu anda insan emeğini ucuzlatmak ve davranışlarını manipüle etmek için kullandığı süreçler ve teknolojiler, kapitalist sosyal ilişkiler ihtiyacının yerini alacak süreç ve teknolojilerin aynısıdır. Örneğin, otomasyon şu anda insan emeğini ucuzlatmak için kullanılabilir, ancak gelecekte emeğe olan ihtiyacı azaltacaktır. Şirketler şu anda kira sözleşmelerini ücretlendirmek, vatandaşları takip etmek ve onların davranışlarını tahmin etmek için teknolojiler ve iletişim cihazları kullanabilirler, ancak bu teknolojiler bizi giderek daha fazla mal ve hizmetin ücretsiz olacağı bir sıfır-marjinal maliyet toplumuna doğru götürüyor - ansiklopedilerin değiştirilmesi Wikipedia buna en iyi örnektir. İyimserlerin bakış açısına göre, kendimizi kapitalizmin diğer tarafında, “tam otomatik lüks komünizm” cennetinde bulabiliriz.

Bununla birlikte, kötümserler - en göze çarpanları, Peter Fleming, McKenzieWark, James Bridle ve ShoshanaZuboff ve Peter Frase'yi bu listeye geçici olarak ekleyebiliriz, post-kapitalist geleceğin -parazit şirketlerin kolektif çabalarımızı daha da tekelleştirmesi; işçileri yoksullaştırmak için otomasyonun kullanılması; çalışmanın daha anlamsız hale gelmesi, güvencesizleşmesi ve kıtlaşması; izlemeyi ve cezalandırmayı sağlayan verilerin toplanması ve dünyanın hızla ayaklarımızın altında parçalanmasıyla,- kapitalizmden bile daha kötü olabileceğini ileri sürüyorlar.

Kötümserler, tam otomasyon, işsizlik ve evrensel temel gelir istemenin iyi olduğunu, ancak tüm bunların hiçbirinin özel çıkarları ortadan kaldırmadığını ya da normatif değer yargıcı olarak piyasaya herhangi bir alternatif sunuyor gibi görünmediğini öne sürüyorlar. Ve otomasyon toplumunda daha fazla boş zamanımız olabilir, ancak bu, daha fazla şey satın almak ve çevreyi daha fazla yok etmek için o zamanı harcamayacağımız anlamına gelmez.

Bu kesinlikle, her iki kampın da körü körüne umutlu ya da nihilist olarak umutsuz olduğunu söylemek değildir. İyimserler, teknolojinin ve yapay zekanın kullanımını şekillendirmekten gelen gücün rolünün farkındalar. Özgür bir post-kapitalist geleceğin, bilgi ve yapay zeka teknolojilerinin kolektif mülkiyeti olmadan yayılamayacağını biliyorlar. Aynı şekilde, kötümserler, içinde bulunduğumuz zamanda, çağdaş kapitalizm büyük eşitsizlikleri ve adaletsizlikleriyle yüzleşebilecek ve bunlarla başa çıkabilecek yeni sınıf bilinci biçimleri (öncelikle, ironik olarak, paylaşılan çalışma deneyimlere dayalı) oluşturabilirsek, post-kapitalizmin bir kurtuluş biçimi olabileceğini kabul ederler. Sadece bunun mevcut koşullar altında mümkün olup olmadığından emin değiller.

2020’LER:POST- KAPİTALİSTKABUS MU?

2010'larda, post-kapitalizm teorisi, solda birçoğumuz için kapitalizmin sonu hakkında ümit uyandırdı. Ancak sona ereceği nokta, arada geçiş yapmak için çok fazla belirsizlik ve mücadeleyle birlikte, uzak bir gelecekte görünüyordu. Bununla birlikte, koronavirüs salgını aniden burada ve şimdi bir bitiş noktası olasılığını ortaya koymuştur. Küresel sermayenin sonsuz akışları kurudu, havacılık ve turizm gibi büyük endüstriler azaldı, hisse fiyatları inişe geçti ve tüketici harcamaları hızla düştü. Bunun da ötesinde, dünya genelinde hükümetler, hatta serbest piyasa bağnazları tarafından yönetilenler bile, Friedrich Hayek ve Milton Friedman'ın mezarlarında ters dönmesine neden olabilecek, bazı ekonomik ve sosyal politikaları teşvik etti- evrensel gelir, sağlık fonu, sanayi kurtarma, merkez bankaları tarafından devlet borçlarının finanse edilmesi gibi-. Post-kapitalizm aniden açık bir olasılık gibi görünüyor, ama hangi biçimde?

Örneğin, salgına yönelikçözümlerin teknolojik ve informatik tarafını alırsak, post-kapitalist kötümser sona doğru kaymaktan korkmanın nedenlerini görebiliriz.Birleşik Krallıkta hükümet hastaların mahrem verilerini işlemek için teknoloji firmalarını kullanıyor ve vatandaşların salgına karşı çözümünbir parçası olarak semptomlarını kaydetmeleri için bir uygulama geliştiriyor. Avro bölgesinde, Avrupa vatandaşlarının hareketlerini izlemek için telekomünikasyon şirketlerinden gelen verileri kullanan birden fazla rapor var. İsrail’in iç güvenlik ajansı Shin Bit, virüs bulaşmış olma şüphesi olanvatandaşların telefon kayıtlarını kullanma yetkisine sahip. Çin, virüslü olanları takip etmek için drone ve CCTV kullandı. ABD, Singapur, Tayvan ve Güney Kore gibi ülkeler de virüsün yayılmasını izlemek için kredi kartı bilgilerini ve telefon konum verilerini kullanıyor. Birçok teknoloji uzmanı, salgın sırasında uygulanan gözetim önlemlerini geri almanın çok zor olacağını ileri sürmüştür.

Ayrıca tüm dünyan hükümetlerin uğursuz dillerine de tanık olduk. Salgına proaktif bir şekilde yanıt verdiği için haklı olarak övgü alan Yeni Zelanda Başbakanı Jacinda Ardern, hükümetinin kriz sırasında insanları izlemek için kullanıcı tabanlı uygulamalar aradığını doğruladı: “Bu, teknolojik çözümlerle çalışmak, ama aynı zamanda insanların mahremiyeti ile ilgili bazı sorunların üstesinden gelmek ve Yeni Zelandalıların kullanmak istediği bir sistem oluşturmakla ilgilidir.”

Gizlilik hakkının feda edilebilirliğini ima ettiğinden, “üstesinden gelme”nin kullanılması önemlidir, çünkü Ardern burada, Silikon Vadisi'nin söylemini istemeden tekrar ediyor. 2010 yılında Mark Zuckerberg bize “mahremiyetin artık bir sosyal norm olmadığını” söyledi. Sonraki on yıl içinde teknoloji şirketlerinin davranışı Silikon Vadisi ve arkasındaki bu inancın yaygınlığına örnek oluşturmuştur.Bu salgın sırasında da hükümetler benzer bir kültürel mantığı takip ediyorlar.

Bir salgın sırasında mahremiyet kesinlikle sorunlu bir meseledir. Bir yandan, virüsü izlemek için kişisel bilgilerin ve verilerin kullanılması çok mantıklıdır ve çoğumuz bizi enfeksiyondan kurtarmaya yardımcı olursa ve can kaybını önlerse rahatlayacağız. Öte yandan, geçmiş bize bu istisna durumların norm haline gelme konusunda kötü bir alışkanlığa sahip olduğunu göstermiştir. Veri toplama ile gözetleme ilk başlarda, özellikle 9 / 11'in ardından, acil bir önlemdi ancak yirmi yıl sonra milyar dolarlık bir endüstri haline gelmiştir.

Bu son nokta, post-kapitalist teorinin iyimser varyantındaki bir kusuru anlamanın anahtarıdır. Bilgi çok olabilir, bazıları özgür bile olabilir, fakat bolluğu kapitalist saldırı için gittikçe daha fazla yol yaratır. Bilgiyi özgürce paylaşsak veya üst düzeyde üretime dahil olsak bile, başka amaçlar için kullanılabilecek fazla miktarda bilgi - konum ve kişisel veriler - üretiriz.

Bu bağlamda, bu salgının ardından, virüsü izlemek amacıyla toplanan tüm bu bilgilerin aniden yol kenarında atılacağını mı umuyoruz? Yoksa bu bilgiler çağdaş politika yapımında giderek daha fazla rol oynayan dürtme teorisyenleri ve seçim mimarları için çok yararlı olabilir mi? Ve daha basit olarak, bu bilgiler şirketler tarafından bize daha fazla değersiz şey satmak için kullanılabilir mi?

Bizi ilgilendiren sadece hükümet gözetiminin sonuçları değildir. Evde kaldıkça dijital ve iletişim teknolojilerimize daha bağımlı hale geliriz. Amazon, son aylarda talepte büyük bir artışa tanık oldu. Devam etmek için en az 100.000 yeni işçi kiralamak istiyor ve Amazon CEO'su Jeff Bezos, servetini haftalar içinde 24 milyar dolar artırdı. Ancak Amazon sadece bir çevrimiçi alışveriş platformu değildir. Müşterilerinin nasıl para harcadığına dair çok miktarda kişisel veri depolayıp analiz eden, dünyanın en büyük veri toplama şirketlerinden biridir. Müşterilerin bir sonraki satın alma işlemlerini tahmin etmek için bu verileri kullanır ve müşterileri bir sonraki satın alma işlemlerine (“siz de beğenebilirsiniz…”) yönlendirir ve bütün bunlar da şirketin sevkiyat ve dağıtımını çok daha verimli hale getirmesini sağlar.

Benzer şekilde, Netflix gibi akış hizmetleri trafiğinde büyük bir artışa tanık oldu, akış şirketi artık petrol devi Exxon Mobil'den daha değerli. Amazon gibi Netflix de gelecekteki müşteri davranışlarını şekillendirmek ve hatta bir şovu başka bir sezon için yenilemek isteyip istemediğinize karar vermek için veri analitiğini kullanıyor. Netflix sadece izlediğimiz şovları değil, duraklattığımızı, durdurduğumuzu veya atladığımızı, yani onları nasıl izlediğimizi de biliyor. Bu bilgileri, daha önce izlenen şovlara benzer, gelecekteki içerikleri sunarak müşterileri tutmak için kullanılan kişisel öneri sistemlerini beslemek için işler. Amazon ve Netflix gibi şirketlerin işleri için, coronavirüs çok iyi olacak.

Benzer şekilde, Zoom ve Skype gibi platformlar salgın sırasında ihtiyaç haline geldi ve aile ve arkadaşların temas halinde kalmasına ve belki de daha önemlisi işletmeler için birçok insanın evden çalışmasına izin verdi. Ancak salgın ne kadar uzun sürerse, bazı endüstriler, iş yerinin maliyetleri işçilerin üstüne yıkıldığında işindaha verimli olabileceğinin o kadar farkına varacaklardır. Bu fantezi ofisler ve binalar, işletmelerin karar vereceği, satılabilecek ve kâr haline getirilebilecek yabancı varlıklardır. Benzer şekilde, salgın bazı endüstrilerin çevrimiçi hizmetlerini hızlandırmaları içinbahane olacaktır.

Örneğin, dünyanın dört bir yanındaki birçok üniversite, uzaktan eğitim programlarını ders sunumlarına düzenli olarak dahil etmektedir, bu da, kampüs içi öğretim maliyetlerini azaltmalarını ve daha çok kazanacakları uluslararası öğrencilerin sayısını en üst düzeye çıkarmalarını sağlamaktadır. Bu on yılın sonunda öğretim görevlileri ve öğretim üyeleri, eğer varsa, odalarının boş kalmasına alışmaya başlayabilirler ve öğrenciler de giderek iki boyutlu hale gelebilirler. Sadece bir IP adresi olan, fiziksel konumu olmayan, hiçbir yer üniversitelerinin yükselişini dahi görebiliriz.

Bilakis, güncel durum bize mevcut bilgi, veri toplama, paylaşım ekonomisi ve “işbirlikçi ortaklar”ın bizi her türlü sosyalist toplumdan uzaklaştırdığını örneklerle göstermektedir. Mc Kenzie Wark'ın Capital is Dead adlı son kitabında belirttiği gibiiktidar sahibi olanlar, bilgiyi kontrol edenlerdir. Bu yeni yönetici sınıf, işçilere, kiracılara veya tüketicilere ihtiyaç duymaz, ancak herkesin telefonlarını, dizüstü bilgisayarlarını ve akıllı saatlerini kullanmasına ya da evlerinin etrafında, bulunamayacakları yerlerde konuşarak, dolaşırken Alexa'yı açmasına ihtiyaç duyar. Böyledavranarak onlar için  bilgi değeri ve dolayısıyla kar üretiriz. İstenmeyen emeğimiz için maaş veya tazminat yoktur, sadece kitlesel sömürü vardır.

Yirmi birinci yüzyılın başlarından beri yavaş yavaş ortaya çıkmakta olan post-kapitalist kâbus, koronavirüssalgını tarafından hızla meydana çıkmıştır. Bizi işin olmadığı bir dünyaya taşımaktan uzak olansalgın, muhtemelen işin doğasını yeniden tasavvur edecek ve onu daha az ve daha güvencesiz hale getirecektir. Virüsün yayılmasını izlemek için mahremiyete izinsiz giriş, sonrasında yalnızca devlet ve kurumsal gözetim güçlerini artıracaktır. Ve şu anda toplumlarımıza hâkim olan teknoloji tekelleri, servetlerini pekiştirerek piyasadaki varlıklarını tehdit edebilecek her türlü rekabet koşullarını ortadan kaldıracaktır.

2020’LER: SOSYALİST UYANIŞ MI?

Bu kâbustan uyanabilir miyiz? Evet, ama solda ciddi bir siyasi çalışma olmadan mümkün değil.

Salgın bizi görünüşte kapitalizm sonrası bir distopyaya götürürken, aynı zamanda sosyalist bir politikayı canlandırabilecek bir dizi fenomen ve koşul yarattı. En önemlisi, neoliberal politik rasyonalite tarafından tamamen ortadan kaldırılmış olan kitlesel bir toplumsal bilincin aniden geri döndüğüne tanık olduk. Başkalarıyla olan ilişkimizin ve bugün kolektif olarak nasıl davrandığımızınsalgından sonra içinde olacağımız geleceği şekillendireceğinin kaçınılmaz olarak farkındayız. Bu toplumsal bilinç, her türlü başarılı sosyalist politika için bir ön koşuldur.

Büyük ölçüde daha genç bir nesil, bu politikaları son beş yılda İngilizce konuşulan ülkelerde ve Avrupa'da benimsemişti, çünkü hepsi kapitalist gerçekçiliğin çocukları olma sefaletini paylaşıyorlar. Bireysel yaşamlarının ancak tüm canlıların yaşadığı koşulları değiştirerek iyileşeceğini fark ettiler. Koronavirüs salgını da benzer bir gerçekleşmeye neden olur, bu sefer toplumun geri kalanının daha büyük bir kısmı üzerinde.

Aniden, sağlık sistemlerinin bozukluğu, iş güvencesizliği ve ekonomik eşitsizlik,ölümcül bir hastalığın ışığında ortaya çıktığında, birçok vatandaşın gözünde daha net hale geldi. Bu elbette salgın sırasında herkesin bir sosyaliste dönüştüğü anlamına gelmez. Şu anda hepimiz Marksist değiliz. Daha çok, toplumsal koşullarda sosyalist siyasete daha fazla meşruiyet kazandıran bir değişim olmuştur.

Aynı derecede önemli olan, salgının küreselliğidir. Salgın, sınırlar virüsün yayılmasına karşı güçlendirilmiş olsa da ulusal sınırları aşmaktadır. Bunlar, küresel kapitalizmin - dış kaynaklı emek, ithalat / ihracat, vergi cennetleri –işaret ettiği tür bağlantılar değil, kalıcı bir sosyalizmin talep ettiği enternasyonalizm türü, gerçek toplumsal bağlantılar ve dayanışmadır.

Sosyalist sol, bu enternasyonalizmi neoliberal yıllarda geniş çapta başlatmıştı. Hatta son zamanlarda, İşçi Partisi lider adayıve Corbynist projenin varisi olan Rebecca Long-Bailey’ın İngiltere'de “ilerici bir vatanseverlik” çağrısı yaptığını duyduk, Bernie Sanders da, ABD'de içe dönük bir sosyalist politika izlediği için eleştirilerle karşı karşıya kaldı.

Mike Davis, özellikle ABD'de çağdaş solun enternasyonalizm eksikliğinin açık bir eleştirmeni oldu. Sosyalizmin ana akım siyasi söylemlere dönüşüyle ​​heyecanlanırken, “yeni milliyetçilikle simetrik olan ilerici harekette rahatsız edici bir ulusal bencillik unsuru var. Biz sadece Amerikan işçi sınıfı ve Amerika’nın radikal tarihi hakkında konuşuyoruz… bu bazen Amerika Firstizmin (Önce Amerika) sol versiyonuna yaklaşıyor. ”

Virüsler ulusal sınırları kolaylıkla aşabildiklerinde -sermayenin küresel hareketliliğini taklit ettiklerine dikkat çekilmeli- sağlık hizmetlerini neden ulusal bir sorun olarak düşündüğümüzü sorgulamalıyız. Dünyanın dört bir yanındaki insanların çoğunluğu karantina veya tecritteyken, sosyal tanımları ulusal kimliğe eklemek üretken midir? Sağ bile bu mantığı sorgulamıştır. Sürekli olarak alay konusu olan öncekiİngiltere Sağlık bakanı Jeremy Hunt, küresel bir sağlık sisteminin kurulması için çağrıda bulundu: “Bundan alınacak büyük derslerden biri, dünyadaki sağlık sistemleri söz konusu olduğunda, zincirdeki en zayıf halka kadar güçlü olduğumuz. ”

Küreselleşme, küresel bir sağlık sistemini akla yatkın hale getirmelidir. Ancak rutin olarak, küreselleşme sadece Küresel Kuzey'de en ayrıcalıklı olanlar için sermaye birikimi yollarını geliştirmiş ve aynı zamanda Küresel Güney'den gelen vatandaşların Küresel Kuzey'in zenginliklerini paylaşmalarını engellemiştir. Birçok açıdan küresel kapitalizm iki çeşit küresel vatandaş yaratmıştır: göçebeler ve göçmenler. Göçebeler, diğer ülkelerin para yatırmak, gizlemek veya harcamak için kullanılabileceği küresel kapitalizmin sınırsızlığını kucaklıyor. Bu arada, Küresel Kuzey'deki ulusal sınırlar büyük ölçüde güçlendirilmiştir, böylece en ayrıcalıklılar sınırlarını finansal ve kültürel sermayelerini korumak için kullanabilirler. Göçmenler bu ayrıcalıklı göçebeliğin kayıplarıdır.

Salgın dünyanın kontrol altına alınamayacağını; bir bölgedeki insanların refahının diğer bölgelerdeki insanların yaşamlarıyla bağlantılı olduğunu örneklerle göstermektedir. Sol, yabancı düşmanlığıyla kur yapmak yerine,mevcut küresel koşulları, ekonomik değeri değil sosyal dayanışmayı küresel olarak gören yeni bir enternasyonalizm inşa etmek içinkullanmalıdır. Sağlık, sosyal refah, evrensel temel gelir gibi politikalar, Dardot ve Laval'ın önerdiği gibi, ancak “küresel ortak alanlar olarak kavramsallaştırılırlarsa” gerçekten kapsayıcı ve destekleyici olabilirler, zira dünya zaten neoliberal kapitalizmin toplumsal yeniden üretimine gömülmüş durumdadır.

Salgın sırasında emeğin katmanlaşması da sosyalist bir gelecek hayal edenlere umut vermelidir. Neoliberal yıllardaemek gücünün, özellikle sendikaların yok edilmesi ve endüstrinin deregülasyonu yoluyla,neredeyse ezildiğini söylemeye gerek yok. İşbölümü artırıldı, iş gittikçe daha istikrarsızlaştı ve kamu yönetimi, halkla ilişkiler ve insan kaynakları gibi sektörlerde anlamsız -ve bazen de cömertçe ödeme yapılan- bir iş gücü kuşağı gelişti. Aynı zamanda, sağ, işçiliğin sözcüsü haline geldi ancak bu İtalyan Marksist otonomistlerinin hayal ettiği işçilik biçimi değildir. Kolektif proletaryayı bireysel girişimciyle değiştiren ve çalışma etiğinin manevi değerini savunan bir işçiliktir.

Ancak salgın farklı çalışma biçimlerinin değerini yeniden sıraladı. Aniden, onlarca yıldır özelleştirme ve kemer sıkma önlemleri ile önemi büyük ölçüde azaltılan mesleklerden birçoğu “kilit” veya “temel” işler haline geldi. Hemşireler, doktorlar, öğretmenler, temizlikçiler ve bakım çalışanları artık hak ettikleri sosyal statüye sahip oldular.Bu ani dönüşümler, solun işçi yanlısı anlatıyı yeniden kazanması için potansiyel yaratıyor. Buradaki anahtar işe yararlılıktır. İleriye dönük şu soru olmalıdır: sadece canlı bir ekonomi için değil, sağlıklı bir toplum için hangi işler gerçekten yararlıdır? Bu soru, Sanders ve Corbyn gibi politikacılar, eleştirel ve politik teorisyenler ve güvencesizlikle yüzleşen işçi sendikaları ve toplumsal hareketler tarafından sorulmuştur, ancak bir salgının ortasında çok daha büyük bir önem kazanmaktadır.

Virüsle mücadele çabalarının merkezi haline gelen işler ve endüstriler hiç bu kadar saygınlığa sahip olmamışlardır. Elbette bir dahaki sefere hemşireler ve bakım görevlileri greve gittiklerinde, kamu desteği yaygınlaşacaktır. Eğer bu şerefiye, özellikle yeniden dirilen sendikalarla, bu endüstriler içinde ve arasında kolektif eylemle desteklenebilirse, emek gücü ekonomiyi ve toplumu yirminci yüzyılın ortalarından beri yapamadığı bir şekilde şekillendirme gücü geliştirecektir.

Salgın sırasında emeğin yeniden değerlenmesinin yanı sıra, sınıf bölünmeleri ve eşitsizlik neoliberal on yıllar boyunca başka hiçbir kriz döneminde bu dönemdeki gibi vurgulanmamıştır. Seçkinler, bu hastalığın ayrım gözetmediği -muhtemelen çok temel bir biyolojik düzeyde doğru olan-; güç ve paranın buna karşı bir savunma olmadığı fikrinikörüklemekte acele ettiler.

Hikaye, ekonomik ve toplumsal düzeyde çok farklı. Örneğin ABD çok ödemeli sağlık sistemi, sigortasız işçileri ve işsizleri salgın sırasında acil servislerin taşması nedeniyle çok vahim bir durumda bıraktmıştır. Esnek ekonomi[3]de (GigEconomy) çalışan ve hükümet ücret sübvansiyonlarına hak kazanamayan işçiler normalden daha güvencesizdir. Ortak kullanılan otomobillerin sürücüleri ve teslimatçılar gibi, çalışmalarına izin verilenler, hayatta kalmak için günlük çalışmakzorunda kalmak;ancak bunu yaparken virüsü kapma ve yayma riskini artırmakgibi içinden çıkılmasıimkânsız bir ikilemle karşı karşıya kalmışlardır. İngiltere'de, beş milyon serbest çalışan işçi, devlet ücret sübvansiyonlarının dışında bırakılmıştır, yardım alacakları ancak onun da Haziran’dan sonra olacağı söylenmiştir. Ve her zaman olduğu gibi, salgınlarla mücadelede çoğu hükümet politikasında evsizler büyük ölçüde göz ardı edilmiştir.

Kriz sırasında ilgilerini kuvvetlendirmeye çalışan -konaklarında yemek pişirdikleri videoları göndererek, müzik kulağı olmadan klasikleri söyleyerek veya bizleri yerel hastanelerimize para bağışlamaya teşvik ederek-ünlülere karşı sert eleştiri düzeyi, yeni ortaya çıkan bir salgın sonrası sınıf karşıtlığına işaret ediyor.Buişte hepimiz birlikte olabiliriz, ama eşit olmaya hiç de yakındeğiliz.  Bu gerçeği salgın sonrası halkın bilincinde tutmaya ve korumaya çalışmalıyız.

Ekonomik eşitsizlik konusunda daha fazla farkındalığın yanı sıra, küresel ekonominin hizmetten çıkarılmasından kaynaklanan ekolojik baskı, Yeşil Yeni Anlaşma (Green New Deal) destekçileri için bir nimettir. Önceleri genellikle dumanla kaplanmış olan şehirlerdeki açık mavi gökyüzü görüntüleri, çevrenin sermaye birikimi için sınırsız bir şekilde kamulaştırılmadığında ne kadar çabuk yaşanabilir hale gelebileceğine dair bir fikir verir. Bu da, sosyalist siyasete ekolojik olarak sürdürülebilir bir gelecek kanıtı sağlar.

Ve son olarak, salgının ekonomik yıkımı muazzam olacak. Koronavirüs salgını öncesinde birçok ekonomist çok yakında bir durgunluğa doğru ilerlediğimizi ileri sürmüştü. Salgın çok yakındayı, şimdiye çevirdi. Tabii ki, en güvencesiz durumdakiler durgunluktan en ciddi şekilde etkilenecek olanlardır. Ancak görünüşte güvenli durumda olan birçok kişi de güvencesizliğe doğru kayıyor.

Aslında mevcut neoliberalizm, egemen siyasi rasyonalite olarak kullanım süresi boyunca gergin bir ipte yürürken,çok küçükbir uçta da servetin istiflenmesini hassas bir şekilde dengelerken, diğer uçta insanlığın büyük kesimlerini ortadan kaldırdı. Ortada, sistemin pek çok toplumda varlığını sürdürmesi içindurumu idare sadece yeterli sayıdainsan kaldı.

İşgal hareketi, neoliberalizmi gergin iplerden atma tehdidinde bulundu, ancak o yine de tutunmayı başardı. Ancak koronavirüs kesinlikle bu dengeleme hareketini sona erdirecektir. Bir yanda trajik, diğer yanda ise politik olarak amaca uygun olan prekarya büyüyecek. Sosyalist siyaset, nihayetinde neoliberalizmi insanlık için umutlu bir gelecek sağlayacak şekilde o gergin ipinden düşürmek istiyorsa, bu büyüyen toplumsal sınıfın heterojen kaygılarından yararlanmalıdır.

2030: SOSYALİST POST-KAPİTALİZM Mİ?

2030'da dünya nasıl görünecek?

Kim bilir? Fakat gelecek bir kez daha solcu siyasetin masasında. Tarihin sonu asla gerçekte tarihin sonu değildi. Yeni bir otoriter ve milliyetçi ağ, dünyanın en güçlü devletlerinde yeni bir siyasi ve ekonomik rasyonalite oluşturuyor gibi görünüyordu; ancak şimdi aynı sağ, son zamanlardaki solcu manifestoları geride bırakan bir tür müdahaleci hükümet harcaması yapıyor. Sağ günlük duruma uyum sağladıkça, merkez ve ılımlı sol şaşkın durumdadır. Sağ bilebir tür sosyalizmin, ki bu sosyalist bir toplumun kilit ilkelerinin çoğunu reddeden yozlaşmış bir türü olsa bile,ileriye giden en iyi yol olduğunu kabul etmiştir. Sağ adapte olurken, liberal soldaki birçok kişi, gerçekte sosyalistlerden daha fazla sosyal demokrat olan BernieSanders ve JeremyCorbyn'in sözde tuhaf fikirlerinden hala irkiliyor. Belki de bu, sosyalist solun politik hayal gücünü sağdan geri alabileceği on yıldır.

Bunu yapmanın bir yolu, sosyalist siyaset ve post-kapitalist ideallerin bir çeşit sosyalist post kapitalizmşeklinde harmanlanmasıdır. Herhangi bir sosyalist toplum doğası gereği post-kapitalist olduğu için bu bir totoloji gibi görünebilir. Ama burada benim açımdan post-kapitalizmin mutlaka sosyalist olması gerekmiyor. İyimserlerin en iyi iknalarına rağmen, tam otomasyonun, gelişmiş bilgi paylaşımının, teknolojik ilerlemenin ve sıfır marjinal maliyetlerin bizi sosyalist bir geleceğe götürmek şöyle dursun mutlaka işten azat edeceğine inanmak zor. Ütopik düşünce elbette önemlidir ve şimdi siyasal hayallerin teorik aşamaya geçme zamanıdır. Ancak, distopyalar da bu gelişmede eşit derecede kaçınılmazdır.

Birçok Marksist, neoliberaller gibi ekonomiyi siyasetin önünde tutma hatasına düştü. İşte bu yüzden, gerçekte varolan neoliberalizm, ilk savunucularının teorilerinden önemli ölçüde farklıdır. Onlar, bugün var olan kapitalizmin tekelci ve finansallaşmış halinden nefret ederlerdi. Mesele şu ki, iktisat teorisi uygulamaya konduğunda her zaman iktidarla kesişir. Ve bu gerçekleştiğinde, orijinal fikirleri genellikle daha pragmatik politikalara yönlendiren bir dönüşüm süreci de gerçekleşir.

Bununla birlikte, sosyalist post-kapitalizmde, politik olan,ekonomik ya da teknolojik olandan önceliklidir. Post-kapitalistin iyimser boyutlarını hedefler olarak belirler, ancak bize bu hedeflerin teknolojik determinizm biçimleriyle değil, yalnızca sosyalist politikanın ilerlemesi ile gerçekleştirilebileceğini hatırlatır. Post-kapitalizm teorisi çok şey vaat eder; insanların kapitalist sömürüden kurtulduğu özgürleştirici bir gelecek vizyonu sunar. Fakat eğer mevcut güç yapıları oldukları gibi kalırsa, hatta şirketlere ve teknoloji devlerine daha da yönelirlerse, post kapitalizm daha fazla sömürü ve sefilliğe dönüşecektir.

Post-kapitalizmin ütopyacı vizyonun gerçekleştirilebilmesinin tek yolu, iktidarın siyasi düzeyde dönüşümüdür. Demokratik sosyalist projenin güçlendirilmesi bir adımdır. Toplumsal hareketler ve tabandan gelen politikalar aynı derecede önemli bir rol oynayacaktır. Bu hareketler salgın öncesinde tüm dünyada hız kazanmıştı ve sonrasında da kesinlikle geri döneceklerdir. Neoliberal hegemonyayı eski haline getirmek için gereken önlemler yaygın sosyal eşitsizliğe ve yoksulluğa neden olacağından, karşılıklı yardım ağlarından kira grevlerine kadar her şey sosyalist siyasetin meşrulaştırılmasına yardımcı olabilir. Özellikle, bilgi sahiplerine yönelik protestolar -Google çalışanlarının veya Avrupa ve Asya'nın bazı bölgelerindeki “unutulma hakkı” davaları gibi- söz konusu teknolojilerin demokratik kontrolüne duyulan ihtiyacı vurgulayacaktır.

Sosyalist siyaset, yukarıda bahsedilen çeşitli biçimlerde koronavirüs on yılının itici gücü olmalıdır. Eğer 2030'a sağlam ve herhangi bir umutla ulaşacaksak, bizi oraya ulaştıracak olan daha ileri otomasyon, bilgi paylaşımı olmayacaktır. Bizi oraya,salgının açığa çıkardığı, yenilenmiş bir toplumsal bilinç, enternasyonalizm, işçi hareketi, ekolojik sürdürülebilirlik ve prekaryanın sınıf bilinci taşıyacaktır.

Başka bir deyişle, bizi post kapitalist bir kabustan kurtaracak tek şey kitlesel bir sosyalist uyanıştır.


[1] Bu yazı 03/05/2020 tarihinde https://roarmag.org/essays/coronavirus-decade/?fbclid=IwAR0mAIN9FNcOyXazqkz1ya3IPw_f_41L5_106V-lYp8og5ARyJohCzAwBhM adresinden alınmış ve yazarının izniyle çevrilmiştir.

[2]Otago Üniversitesi, Yeni Zelanda.

[3]  Şirketlerin çalışanlarıyla belirsiz süreli sözleşme yapmak yerine geçici ve kısa dönemli kontratlar yaptığı çalışma biçimi (Ç.N.).


Yorumlar - Yorum Yaz