eleştirel pedagoji

Journal of Critical Pedagogy
  • https://www.facebook.com/elestirelpedagojidergisi
  • https://www.twitter.com/elestirelpedagoji

64 İSMAİL AYDIN

SALGIN HASTALIKLARLA MÜCADELEDE ÖĞRETMENLER

İSMAİL AYDIN

Birinci Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı sonrasında kurulan yeni Türkiye Cumhuriyeti devleti içinde bulunduğu sosyoekonomik koşullar nedeniyle bulaşıcı hastalıklarla boğuşmak zorunda kalmıştır. Bu dönemde sıtma, verem, trahom, frengi hastası olanların sayısı ülke nüfusunun yarısından fazladır.

Yeni bir devletin kurulmasına karşılık gelen, çeşitli savaşlar yaşanmış ve ekonomik sıkıntılar içerisinde olunan bu dönemde, sıtma salgını da büyük sorunlardan idi. Ülkenin özellikle iklim ve coğrafi olarak uygun bölgelerinde, sıtma oranları Denizli ve Ankara gibi şehirler başta olmak üzere %90’a kadar varmaktaydı. Diğer büyük şehirlerden İstanbul ve Mardin’de %80, Antalya’da %86, İzmir’de ise %72 oranında sıtma vakası görülmekteydi.[

TBMM’nin açıldığı 1920 yılında oluşturulan “İcra Vekilleri” içinde Sıhhiye Vekaleti görevine getirilen DrAdnan Adıvar’ın açıklamasına göre trahomlu hasta sayısı yaklaşık üç milyona yakındır.

Bu dönemde kuduz tedavi müessesesi, aşıhane ve bakteriyoloji bölümleri kurulmuş, Burgaz Adasında verem sanatoryumu açılmış ve İtalya’dan çiçek aşısı getirtilmiştir.

24.04.1930 tarihinde kabul edilen ve halen yürürlükte bulunan 1593 sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanunu ise, halk sağlığını korumaya yönelik kapsamlı ilk kanundur. Refik Saydam, 1937 yılına kadar bakanlık yaptığı dönemde bulaşıcı hastalıklardan korunma ve halk sağlığı çalışmalarında öncülük yapmış, döneminde en çok mücadele edilen bulaşıcı hastalıklar; sıtmaverem ve trahom olmuştur.

  Salgın hastalıklarla mücadelede doktor ve sağlık kuruluşlarıyla yapılan mücadele yetersiz kaldı. 1939-1945 yılları arasında çıkan İkinci Dünya Savaşı’nda doktorların bir bölümü silah alına alındığından sağlık alanında hizmet verecek insanlara duyulan ihtiyaç arttı.

Askere alınanlar arasında okur-yazar olanların çoğu sıhhiye sınıfına ayrılıyordu.

Salgın hastalıkların özellikle kırsal bölgelerde görülmesi gözlerin Köy Enstitülerine çevrilmesine neden oldu.

Köy Enstitülerinin resmi programında olmamasına rağmen Enstitü öğrencilerine uygulamalı pratik “sağlıkçılık” dersleri de verilmeye başlandı. Bu derslerde örneğin; salgın hastalıklar, hastalıkların belirtileri, tedavi ve korunma yolları, iğne ve pansuman yapmaebelik öğretiliyordu. 

Kırsal bölgelere ve küçük kasabalara dağılan bu öğretmenler gittikleri bölgelerde salgınların yayılmasının önemi konusunda köylüleri aydınlatıp harekete geçirmeye başladılar. Söz gelimi yörede sıtma hastalığı yaygın ise bu hastalığın kaynağı olan bataklık ve sazlık alanların kurutulmasını sağlamaya çalışıyorlardı. Bu konuda Kemal Tahir’in “Bozkırdaki Çekirdek”, Şevket Süreyya Aydemir’in “Suyu Arayan Adam” romanlarına bakmak gerekecektir.

1945-46 yıllarında Sıtma Savaş kanunu çıkarılmış, Köy enstitülerindeki eğitimlerini tamamlamayan ve okulu terk edenler “Sıtma Savaş Memuru” olarak görevlendirilmişlerdir.

Öğretmenler de bu hastalığın teşhisinde, yayılmasını önlemede ve gerekli yerlere bildirilmesinde, ilaçların nasıl kullanılacağı hususlarında görevlilere yardımcı olmuşlardır.

Salgın hastalıkların önlenmesinde öğretmenlerin ve öğrencilerin bilgilendirilmesi hayati önem taşımaktaydı. Okullara Verem, Trahom gibi hastalıkların tanıtımı ve yapılması gerekenler hakkında afiş ve broşürler gönderilmekteydi.

Ayrıca “Önemli Gün ve Haftalar” etkinliklerine salgın hastalıklar da eklenerek okul programlarına konuldu.

Dergimizin bu sayısında 1940’lı yıllara ait belgeler yayınlıyoruz. Bu belgelerden biri Ocak ayının ilk haftası kutlanan “Veremle Savaş Haftası” na yönelik bir broşürdür.

Diğer bir belge ise;

İlkokul Öğretmenlerine Pratik Öğrenci Not ve Görüm Defteri” adlı bir belgedir.

Bu not defterinin arkasındaki16 sayfalık bölüm“Öğretmene Kolaylık” başlıklıdır ve öğretmenlere öğrencilerde görülebilen bazı bireysel hastalıklarla bazı salgın hastalıklar hakkında bilgiler verilmektedir.

Örneğin; “Şişmanlamak İçin Ne Yapılmalıdır?”, “ Zayıflamak İçin Ne Yapılmalıdır?”, “El Terlemesi ve Tedavisi”, “Güneş Çarpması ve Tedavisi”, “Suni Teneffüs Nasıl Yapılır?”, “Boğulma ve Zehirlenmelerde Neler Yapılmalıdır?”, “Kanama Nasıl Durdurulur?”, “Soğuk Almada Tedavi”, “Çiçek Hastalığı ve Tedavisi”, “Kızıl Hastalığı ve Tedavisi”, “Kızamık ve Tedavisi”, “Kuşpalazı ve Boğmaca” vs.

Öğretmenlerin salgın hastalıklarla olan mücadelesini anlatan Reşat Nuri Gültekin’in “SALGIN” adlı öyküsüyle yazıyı tamamlayalım.

SALGIN

Salgın uzun öyküsünde, köy öğretmeni görev yaptığı köyde ortaya çıkan ve çocukların birbiri arkasına ölmesine yol açan hastalığın bulaşıcı olduğunu düşünerek Kaymakamlıktan yardım istemektedir:

"...Karlıbel köyünün öğretmenliğini yapıyorum. Köyümüzde bir salgın hastalık baş gösterdi. Hastalar şiddetli ağrı, ateşle yatağa düşüyorlar, öksürdükçe ağızlarından parça parça kan geliyor. Üç dört gün sonra da ölüyorlar.

Ben bulaşıcı olduğunu söyleyip köylülerden sakınmalarını istesem de, köylüler ' biz çok şükür Müslüman insanlarız. Hastadan iğrenmek günahtır.' diyorlar.

Okulun eski öğretmeni olan imam da onları benim aleyhime kışkırtıyor. 'imanımızı diri tutalım; kimbilir ne günahımız var ki, Allah bu belayı gönderdi' diyor.

Bu dağ tepesinde bütün dünya ile alakasını kesmiş, garip, fakir köylülerin ne günahları olur. Sadece cehalet ve o suçun sorumlusu da onlar değil...

Şimdi köyde tek yapılan tedbir hastaları hocaya nefes ettirmek ve bu belayı def etmek için dua okumak.

Nahiye müdürüne gittim. Durumu anlattım. Tamam dedi ama ne doktor geldi ne de sağlık memuru. Ondan ümit kalmadığı için sizin merhamet ve şefaatibir hastaları hocaya nefes ettirmek ve bu belayı def etmek için dua okumak.

Bir köyün öksüz evlat gibi yüzüstü bırakılmasına ve hastalıktan kırılmasına ne kanun ne de vicdanınız razı olmayacaktır..."

(…)

Uzun hikaye sonunda köyde ölenlerin sayısı otuzu geçecek ama köye sağlıkçı gitme

yecektir. Doktor ve sağlıkçı yerine köye öğretmene tebliğ edilmek üzere şu yazı gönderilecektir:

"...Adi bir mevsim hastalığını helak edici bir salgın şeklinde haber vererek, halkı dehşete düşürdüğü, devlet dairelerini ihmal ve salgının yayılmasına meydan vermekle itham eylediği, dairelerdeki kişileri üst makamlara şikayet etmek suretiyle fitne ve fesat çıkardığı ...içinKarlıbel köyü öğretmeni Cevdet Efendi’ye kesin ihtar ve on beş gün maaş kesme cezası verilmiştir..."

Mektup köye postayla gönderilecek, buruşmuş, kirlenmiş ancak açılmamış halde üzerindeki şu notla iade edilecektir.

" Muallim Cevdet Efendi’nin bir buçuk ay evvel bilinmeyen bir hastalıktan dolayı vefat ettiği anlaşılmış olmakla iade edilmiştir."

COVİD 19 Virüsünün halk sağlığını tehdit ettiği bu günlerde okullar ve öğretmenler hastalığın yayılmasını önlemek amacıyla “sosyal izolasyonda”lar

Bu durum Cumhuriyet dönemi boyunca bir ilk... 

Sağlıklı günler dileyerek…


Yorumlar - Yorum Yaz