eleştirel pedagoji

Journal of Critical Pedagogy
  • https://www.facebook.com/elestirelpedagojidergisi
  • https://www.twitter.com/elestirelpedagoji

64 ÜNAL ÖZMEN

"Hiçbir virüs, alacağımız tedbirden daha güçlü değildir!"


Çin'in Vuhan eyaletinden yayıldığı düşünülen şiddetli akut solunum yolu sendromu CoVID-19 (koronavirüs), yayılma hızıyla birlikte sadece ülkelerin gündemini değiştirmekle kalmadı, dünyayı ilk kez küresel bir gündem etrafında birleştirdi. Virüsün İran ve İtalya'daki yayılma hızı, bölgesel ve ülkesel gündemleri hızla alt sıralara attı. Mart 2020'de doruk noktasına ulaşan CoVID-19 paniği, Türkiye-Suriye savaşını ve Türkiye-AB mülteci krizini de tarihin virüs öncesi dönemine ait gerginlikler olarak dondurdu. BM'nin küresel soruna dönüşmesiyle pandomi ilan etmesine rağmen virüsle mücadele, insanların kendini koruması gerektiği yönündeki uyarılarla doğrudan topluma havale edilirken hükümetler, üretim ve ticaretin durması sonucu zenginlerin yaşayacağı ekonomik kaybı telafi edecek önlemlere odaklandı.

50 milyon insanın ölümüne yol açan 1918'deki İspanyol Gribi'ni saymazsak, yakın tarihte yaşanmış benzer salgınlar ve beklenmedik afetlere karşı hükümetlerin önlem geliştirmediği görüldü. Devleti yaşam hakkının güvencesi olarak gören halklar da kaderine terk edildi.2002-2003 yıllarında Hong Kong'dan yayılan SARS koronavirüsüne yakalanan her yüz kişiden 11'i; 2012 yılında Suudi Arabistan'da ortaya çıkan ve Orta Doğu Solunum Sendromu olarak adlandırılan MERS-CoV'a yakalananların yüz kişiden 36'sı hayatını kaybetti. Çin'den dünyaya yayılan ve bu yazı yayına gönderildiğinde henüz pik noktasına ulaşmamış olan CoVit-19 virüsünün öldürme oranı, ülkelerin virüsü karşılama kapasitesine göre değişiklik göstermekle birlikte (İspanya ve İtalya'da yüzde 15 dolayında) ortalama yüzde 2 olarak ilan ediliyor. Ölüm oranı öncekilerden düşük olmasına rağmen yayılma hızı ve virüse yakalanma oranındaki yükseklik, insanları paniğe sürükleyecek düzeyde ölü sayısını artırmaktadır.

Dünya çok ciddi fiziksel, biyolojik, kimyasal dönüşüm geçiriyor. Doğa ve insan varlığını tehdit edecek daha ciddi ve başedilmesi güç sorunlarla karşılaşacağız. Karşılaşacağımız sorunların tamamı insan kaynaklı olması kolektif davranmayı gerektiriyor. Kolektif mücadele gerektiren küresel afetlere karşı toplumu örgütleyecek, bize halk olduğumuzu hissettirecek olan bir kriz kültürü gerekiyor. Dünyanın herhangi bir yerinde ortaya çıkan felaket sadece maruz kalanları etkilemiyor. Acı çeken mağdurları izleyen insanın da duygusal dünyasını alt üst ediyor. Yetişkinler bir ölçüde deneyimlerinin de katkısıyla travma yaşamadan atlatabiliyorlar, ancak, afetlerin mağdur ettiği ruhsal ve fiziksel ihtiyaçlarını tek başına karşılama olanağı bulunmayan çocuklar oluyor...

Bilim insanları, kitlesel ölümlere yol açan virüslerin ortaya çıkması engellenemese bile basit önlemlerle insan yaşamını daha az etkileyecek şekilde kontrol edilebileceğini söylüyor.Nitekim, "Hiçbir virüs, alacağımız tedbirlerden daha güçlü değildir!" uyarı sloganı da bu tezi doğrulamaktadır. Bu durumda tedbirlerin, virüslerin ortaya çıkmadan önce alınması önem kazanıyor. Ne yazık ki kişisel korunma ve önlemlerin önemi bilinmesine rağmen, bireylerin olası salgınlara karşı hazırlanmadığı, eğitim ve eğitim kurumlarının rolünü yerine getirmediği de görülmektedir. Virüsün yayılmasını önlemek ve hastalanma halinde tıbbi bilgi gerektirmeyen tedbirleri alma konusunda uyulması gereken kurallar, olası bir salgın ihtimali gözönünde bulundurularak eğitim müfredatının konusu yapılmadı. El yıkama, mendil kullanma, kişisel eşyaların ortak kullanılmaması, ateşli öksürüğün hastalık belirtisi olabileceği ve sağlık kuruluşuna başvurmak gerektiği, gerektiğinde maske kullanma, yaşlılara yardım ve onları koruma özellikle zorunlu eğitimin mihver (temel) müfredatı olmalıydı. Bireyler bu vebenzeri basit koruyucu tedbirleri alamayınca yaşamsal öneme sahip kişisel önlemlerin, zabıta zoruyla yerine getirilmesi sağlanıyor.

Savaş, salgın, yangın, deprem, sel, fırtına kime zarar veriyorsa onun için afettir. Birine afet olan diğerine refah getirebilir! Fakat afetler yoksulları ve çocukları affetmmez, yoksullarişini-aşını, çocuklar okulunu ve ruh sağlığını kaybeder. İşini kaybedenlerin sayısı bilinmiyor. İşsizlik oranının en düşük olduğu ABD'de, Mart'ın son haftasında işsizlik oranının yüzde 32'ye ulaştığı dikkate alındığında dünyanın işsizlik pandemisine girdiği söylenebilir. Pandemi, 202 ülkede okulların da kapatılmasına neden oldu; tahminen 2 milyar öğrenci okulua gidemiyor.

Aralarında Suriye ve İran'ın da olduğu birçok ülke öğretim faaliyetini "Uzaktan Eğitim"le yürütüyor. Türkiye de 23 Mart'ta uzaktan eğitime başladı. Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, oldukça iddialı bir şekilde, kurdukları Eğitim Bilişim Ağı'nın Çin'in ardından en işlevsel altyapıya sahip olduğunu ve eğitime hazır olduklarını açıkladı. EBA internet aracılığı ile öğrenciye ulaşan bir sistem; Türkiye'de öğrencilerin yüzde 20'sinin internet erişimi olmadığını ve dünyanın en düşük hızda internet kullanıcısının Türkiye olduğunu eğitim bakanı da yayının ilk gününde fark etti.

İslamcı iktidar, okul eğitiminde olduğu gibi uzaktan eğitimi de din öğretimini daha geniş kitlelere ulaştırma fırsatı olarak değerlendirme yoluna gitti: Müzik yayını adı altında dini ilahiler, dini simge olarak kullanan türbanlı öğretmenlere ders anlattırılması, kısıtlı zaman ve olanakların din derslerine ayrılması, seçmeli olan dini derslere temel ders gibi yer verilmesi; şiddet, ayrımcılık, milliyetçilik gibi iktidar ideolojisinin dayanaklarının eğitimsel içeriklerinin arasına sıkıştırılması... Altyapısıyla zaten kullanıma hazır olmayan uzaktan eğitim deneyiminin içeriği itibariyle eğitimsel amaçlardan uzak oluşu, toplumu başlamadan bu platformlardan uzaklaştırdı. Sonuç olarak, devletin içinden çıkamadığı gibi soruna dönüştürdüğü uzaktan eğitim, öğretmenlerin whatsapp, Google, Youtube'da kendi platformlarını kurmasına yol açtı. Merkezi sistemin başarısızlığını hayra yormak gerek; alternatifleri kullanan öğretmenler, tahmini düzensiz içeriklerle sınıfına müdahle edilmesinin önüne geçtip öğrencileriyle kaldıkları noktadan devam etme şansını yakalamış oldukları gibi sınıf mahremiyetine ve mesleki özerkliklerine de sahip çıkmış oluyorlar.

Eğer bu pandemik durumun ardında "Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak"sa, eğitimde de kalınan yerden devam edilmeyecek demektir. Tabi değişim, hiçbir şey eskisi gibi olmasın demekle, yerine yenisini koymakla sağlanabilir ancak: Eğitimde "yeni"; bilginin bilimi, becerinin yaşamı, değerlerin dayanışmayı esas alması olacaktır; olması gereken de budur...
Yorumlar - Yorum Yaz