eleştirel pedagoji

Journal of Critical Pedagogy
  • https://www.facebook.com/elestirelpedagojidergisi
  • https://www.twitter.com/elestirelpedagoji
Nurcan Korkmaz
nurcankorkmazz@gmail.com
Korona Günlerinin Bize Hatırlattıkları
01/04/2020

Hepimizin geçici olmasını dilediği bu karantina günleri, işe gitmek zorunda olmayıp evde kalabilenlerimize daha çok düşünme, gözlem yapma, hatta hep içinde olduğumuz hayata biraz uzaktan bakma fırsatı verdi belki de… içinde bulunduğumuz hayat deyince de ilk aklıma gelen eğitim oluyor doğal olarak. Eğitimde neleri hatırlattı bize korona günleri:

*Kamusal, eşit ve parasız eğitimin tüm çocuklar için ne kadar hayati olduğunu…

zira karantina sürecinde okullar kapatılınca ilk hafta ara verilen eğitime, hepimizin bildiği gibi ikinci haftadan itibaren uzaktan eğitim uygulamasıyla devam ediliyor. Ancak yüz yüze eğitimde karşı karşıya olunan eğitim eşitsizlikleri uzaktan eğitimde de devam ediyor. Binlerce öğrencinin,  MEB’e bağlı EBA uygulaması ve TV’ler üzerinden verilen eğitimlere erişimi yok. Özellikle EBA internet sitesi üzerinde yer alan Akademik Destek Uygulamasına bilgisayarı ya da internet erişimi olmadığı için erişemeyen binlerce öğrenci söz konusu ki bu uygulamanın özellikle merkezi sınavlara girecek 8. ve 12. Sınıf öğrencileri için planlandığı düşünüldüğünde var olan eşitsizlikler katlanarak artıyor. MEB’in uzaktan eğitim altyapısını kullanmayan özel okulların bazıları ise, karantina günlerinde bile öğretmenlerini okula gidip içerik oluşturmaya, uzaktan canlı ders yapmaya zorlayarak, bu konuda deyim yerindeyse çıtayı arşa çıkarmış durumdalar. Özel okullara giden öğrencilerin geldikleri sosyo-ekonomik çevre göz önünde bulundurulduğunda, öğrencilerin bu içeriklere ulaşmakta zorluk yaşamayacakları da anlaşılacaktır. Bu durum devlet okullarıyla özel okullar arasında halihazırda var olan uçurumun daha da büyümesine, özellikle yoksul ve alt sınıftan ailelerin çocuklarının daha da mağdur olmasına yol açmaktadır. Oysaki nitelikli, kamusal eğitim her çocuğun hakkıdır. Buna uzaktan eğitim de dahildir.

*Laik eğitimin vazgeçilmez olduğunu…

uzaktan eğitimin ilk gününde ortaokul öğrencilerine izletilen Adnan Menderes’in idam görüntüleri, 4. Sınıf öğrencilerine izletilen kafa kesme sahneleri, teneffüs aralarında dinletilen ilahiler, bakanın iddia ettiği gibi “MEB içinde, kendilerine güvenip kontrol etme ihtiyacı duymadığı bir grubun işi” olsa bile başlangıç için bir facia olarak anılmaya devam edileceği kesin. Ancak bundan daha tehlikeli olansa, o sahneleri çocukların zihninden silmenin mümkün olmadığı gerçeği. Bu durum bize liyakatin ne kadar önemli olduğunu da bir kez daha hatırlatıyor. Zira böyle bir süreçte görev alacak kişilerin, birilerinin tanıdığı olması değil, çocuk gelişimi, çocuk psikolojisi, pedagoji gibi alanlardaki bilgilerinden dolayı orada olması gerektiğini bilmek için bakan olmaya gerek yok.  Böylesi bir liyakat sistemi olsaydı, kişinin başında kimsenin sopayla beklemesine gerek kalmadan işini layık olduğu şekilde yapmasını sağlayabilirdi.

Eğitim sisteminde son 20 yıldır giderek artan dinselleşmeyi, sadece ilk gün içeriklerinde değil, tüm içeriklerde görmek mümkün. Örneğin, lise programında başka hiçbir seçmeli derse yer verilmezken, 9. Sınıflarda seçmeli ders olan  “Temel Dini Bilgiler” dersi programda kendine ilk günden yer bulabilecek kadar şanslı. Ayrıca program adeta İmam Hatip Lisesi müfredatına göre düzenlenmiş, arada ortak dersleri de ilgili öğrenciler takip etsin denilmiş gibi, aksi takdirde “Memleket Meselesi” denilen meslek lisesi derslerinin hiçbirine yer verilmemiş olmasını başka türlü açıklamak mümkün değil. Gerçi tüm okullar kapatılmışken, meslek lisesi öğrencileri salgın süresince kullanılacak “maske, dezenfektan vb” (özellikle bu dönemde gerekli tüm önlemler alınarak profesyonel üretim yapılması gereken) koruyucu malzemeleri üretmekte çocuk işçisi olarak kullanılmaya devam ettiklerinden uzaktan eğitimden de uzaklar.

Uzaktan eğitimde sadece açılan dersler ve program değil derslerin içeriği de yıllardır eğitimde devam eden dinselleşmeyi gözler önüne serer nitelikte. Örneğin 11. sınıf lise DKAB dersinde ateizm anlatılırken, “insan fıtratına aykırı bir durum” olduğu dile getiriliyor. Dersi anlatan öğretmen “Düşen uçağın, batan geminin ateisti olmaz” ifadelerini kullanabiliyor. Örnekleri çoğaltmak mümkün elbette ama tüm bu yaşananlar, eğitim sistemindeki dincileşme ve gericileşmenin tam gaz devam ettiğini gözler önüne seriyor ve hatta meşhur deyimle bu sefer “80 milyona” gösteriyor.  İyi tarafından bakarsak, neredeyse her eve giren bu eğitimler, bize laik eğitim talebinin tüm çocuklarımız için ne kadar elzem olduğunu, sorunun “pedagojik değil, ideolojik olduğunu” anlatabilmek için de bir zemin yaratıyor.

Evet, sorun pedagojik değil, ideolojik olduğunu iktidarın laiklik denince aklına “başörtüsüne özgürlük”ten başka bir şey gelmediğine de bu süreçte bir kez daha tanık olduk. Tam da sıkıntılı uzaktan eğitim içerikleri tartışılırken, bir gazetecinin adeta bakanlığın ekmeğine yağ sürercesine başörtülü öğretmenin uzaktan eğitim sürecinde yer almamasına ilişkin sözleri, çocukları siyasi iktidarın propaganda yaptığı kitle haline getiren içeriklerinin önüne geçmiştir. Bu tartışmayı gündeme çıkarmakta ve gazeteci hakkında suç duyurusunda bulunmakta hiç vakit kaybetmeyen aynı bakanlığın, iktidara yakın bir gazete de başka bir gazetecinin çok sıradan kıyafetlerle ders anlatan bir başka (ama bu sefer başı açık) öğretmenle ilgili çirkin ithamlarını görmezden gelmeyi tercih etmiştir.

*Bilimsel eğitimin “ölüm kalım” meselesi olduğunu…

korona günlerinde ortaya atılan ve durumu özetleyen en geçerli cümle “hepimiz din çalışmıştık ama soru biyolojiden geldi” olsa gerek… salgına neden olan Covid-19, ya da bilimsel adıyla SARS-CoV-2, virüsü bize müfredattan çıkartılan evrim teorisinin, ders saatleri azaltılan biyoloji derslerinin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gösterdi. Zira virüsün nasıl tutunduğunu, nasıl yayıldığını, nasıl tedavi edilebileceğini, aşı çalışmaları için ne yapılması gerektiğini, kısacası insanlığı bu virüsün yol açtığı salgından nasıl kurtaracağımızı anlamanın tek yolu virüsün geçirdiği mutasyonları ve evrimi anlamaktan geçiyor. Bu da ancak bilimsel çalışmalarla mümkün.

*Kadrolu ve güvenceli istihdamın önemini… eğitim sistemi açısından bakıldığında öğretmenlerin kadrolu/ sözleşmeli/ ücretli gibi farklı statülerde çalıştırılması halihazırda öğretmenler arasında ayrımcılığa, eşitsizliğe yol açan, aynı zamanda da öğretmenlik mesleğini niteliksizleştiren kabul edilemez bir uygulama. Ancak özellikle korona günlerinde, ücretli öğretmenlerin ders ücretlerinin ödenmemesi güvenceli ve kadrolu çalışmanın önemini bir kez daha ortaya koymuştur. Özel okullarda çalışan öğretmenler de bu süreçte, işten çıkarma, ücretlerinin ödenmemesi gibi risklerle karşı karşıya kalmışlar; bu riskleri yaşamayanlar da görev tanımlarında yer almayan uzaktan eğitim için içerik üretimi ya da internet üzerinden zorunlu canlı ders yapmaya zorlanmaktadırlar.

*Yüz yüze eğitimin ve derslik içi etkileşimin önemini… Pedagojik açıdan bakıldığında uygulanmakta olan uzaktan eğitim, içerisinde öğrenciyle hiçbir etkileşimi barındırmadığından, öğrenciyi sürece katmadığından öğretim olarak bile nitelendirilebilecek durumda değildir. Freire’nin eleştirdiği “Bankacı eğitim” anlayışının bile çok çok gerisinde olan bu uygulama, teknolojinin öğretmenin yerini almanın çok uzağında olduğunu ortaya koymuştur. Umalım ki bu durum, her yerde ve her daim eğitimde teknoloji kullanımı fetişizmi yapanlara, teknolojiyi amaç olarak görenlere de cevap niteliğinde olsun.

*Dayanışmanın güzelliğini… tüm olumsuzlukların içinde umudu yeşerten durumlar da yer alır her zaman. Korona günleri bizlere dayanışmanın güzelliğini bir kez daha hatırlattı. Apartman kapılarına bıraktıkları notlarla, en yüksek risk grubunda olan 65 yaş ve üstü bireylerin yardımına hazır olduklarını duyuran gençler… çok cüzi miktarlarla dayanışmak için abone olduğumuz gazeteden gelen “bir şeye ihtiyacınız var mı?” telefonları… kendi imkanları ile çeşitli programlar aracılığı ile öğrencileri ile uzaktan canlı ders yapan öğretmenler… dayanışmanın eşitlerin gönüllü birlikteliği olduğunu ve dayanışmanın yaşattığını hatırlattı bir kez daha hepimize… sağlıklı günlere en kısa zamanda ulaşabilmek dileğiyle, dayanışmayla…



1148 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları